Bazen doğruyu bulmak için kafa yorarım. Hastalık işte. Farkında olmadan yaparım bunu. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) Başkanı Engin Akçakoca görevinden istifa etti ya, gene depreşti benim bu hastalığım. Burası Türkiye, olur böyle şeyler, deyip geç be oğlum. Yapamıyorum işte, yapamıyorum. Taktım mı takıyorum. Dön baba dön... Derdim olayın perde arkasını araştırmak değil. Orada pek fazla ayrıntı yok zaten. Hükümet istedi, Akçakoca istifa etti. Veya tersi. Akçakoca bazı şeyleri yanlış yaptı ve bu hatasının bedelini istifa ile ödedi... Hepsi mümkün. Tamam da, hani suç? Suçlu nerede? Benim taktığım nokta işte burası!.. Altı yıllığına seçilen özerk bir kurulun başkanı nasıl olur da daha üç sene bile dolmadan istifa eder? Bütün dünyada merkez bankası, BDDK ve hatta Hazine gibi kurumlar bağımsız veya özerktir. Türkiye'de de öyle olması lazım. Hele Türkiye için çok elzem bir durum bu. Çünkü, 80 yılda 59 hükümet değiştiren bir ülkede ekonomik istikrarı başka türlü yakalamanın imkanı yok. Politikacı sistemin içinden elini asla çekmiyor, sonunda da sistem çöküyor. Hep öyle oldu zaten. İyi veya kötü niyetli olmanın da hiçbir önemi yok bu işte. Tecrübeyle sabit bu. Lafın ucu yine kaçıyor. Demek istediğim bu da değildi aslında. Devlet, bürokrat ihtiyacını iki kaynaktan temin ediyor. Kamu veya özel sektör. Bugün Türkiye'de hem kamu, hem de özel sektörde başarılı icraatlara imza atacak üst düzey yönetici bulmak zor değil aslında. Var yani. Esas problem bu kurumların bir türlü özerk olamaması. Politikacı, özerk kurumları biti kadar bile sevmiyor. Sivil toplum örgütü İktidara gelen yeni hükümet, geçmişe olduğu kadar, onlarla birlikte çalışan bürokratlara da şüpheyle bakıyor bir kere. Onları temizlemekle başlıyor işe!.. Eskiler vatan haini, kendisi, sütten çıkmış ak kaşık!.. Bu mantık Türkiye gibi birkaç ülke dışında kimsede kalmadı. Elinoğlunda liyakat itibar görüyor, bizde ise sadakat. Şartlar böyle olunca, kamunun yetiştirdiği bürokrat bilgisinin bir işe yaramayacağını görüp hemen yalakalığa başlıyor. 'Aman efendim, yaman efendim. Siz emredin ben yapayım!..' Sonunda muradına eriyor ve tabii iktidar emrediyor, o yapıyor. Özel sektörden gelen ise kendisini hiç ama hiç emniyette hissetmiyor. Bugün varsa, yarın olmayacağını adı gibi biliyor. Haliyle o da kendisini oraya gönderen gücün emrini yerine getirmeye ve görevden alındıktan sonra yine aynı kurumun çatısı altına girmeye bakıyor. Hani halk? Hani devlet, hani millet?.. Ha, özerk kurumun başındaki bürokrat; arkasında kendini koruyacak bir hükümetin varlığını hissetse bu kadar oynak ve sorumsuz olur mu? Yolsuzluğun üstüne gitmek için tereddüt geçirir mi? Bence geçirmez ama şimdiye kadar Türkiye'de bunun örneği görülmedi. Geldik şimdi işin esas püf noktasına: Sivil toplum örgütü. Türkiye'de etkili sivil toplum örgütü yok!.. Olanlar da şuurlu ve güçlü değil. Kamu denetimi olmadığı için de devlet ya oradan, ya buradan bir darbe yiyor ve faturayı halk ödüyor!.. Bir ülkenin sivil toplum örgütleri yoksa; özerk kurulları da olmuyor. Hukuku, siyaseti ve siyasetçisi de olmuyor!.. Mı Acaba?!. Baykal Derviş'ten, türbanı kaşımamasını istemiş... Bugüne kadar susması bile bir rekor aslında! *** Kadın alışverişte kendinden geçiyormuş... Erkek de öderken geçiyor, n'aber? *** Hükümet, devletin uyguladığı gecikme faizini yüzde 4'e indirmiş... Bir senede verdiğini iki ayda alacak demek ki! *** Başbakan, 'Asgari ücret insani değil' demiş... İnsani olan ne var ki?