Yeni Türkiye mümkün mü?

A -
A +
Türkiye son 3-5 senedir inovasyon ve yenilikçilik sözcüğünü kullanmaya başladı. Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan, bu kervana "Yeni Türkiye" kavramı ile katıldı. Gönlündeki Yeni Türkiye'yi "Vizyon Belgesi"nde anlattı. 
Selahattin Demirtaş da Yeni Türkiye'den söz ediyor. Barış, adalet ve inanç özgürlüğüne vurgu yapıyor.
"O ne dedi" ya da "Bu ne dedi" demekle bir arpa boyu yol alınmaz. Onun yerine Türkiye'nin "yeni"lenebilmesi için neler yapması gerekiyor ona bakmak lazım.
Türkiye "Orta Gelir Tuzağı" ile cebelleşiyor; kafa yorulması gereken meselelerden biri bu mesela. Finans darboğazı, Anayasa ve özgürlük konuları var ayrıca. AB meselesi var. Dış ilişkiler var. Var oğlu var. Da... Bunları düzeltip "Yeni Türkiye" nasıl olunur?
İktidarları dinlerseniz onlar "şunu, şunu yaptım" diye başlar. Muhalefete kulak verirseniz o da "bunu yapmadı, bunu da" der. Her ikisi de abartılmış, daha doğrusu; "hormonlu" deyişlerdir.
Onun için gelin biz fazla kafa karıştırmadan Türkiye'nin acilen yapması gereken meseleleri neler; şöyle bir göz atalım onlara.
1)Katma değeri yüksek ürün üretemiyor.
2)İnovasyon ve Ar-Ge konusunda çok gerilerde.
3)Vasıflı eleman yetiştirmekte sıkıntıları var.
4)Sanayi-üniversite iş birliği bir türlü tesis edilemedi.
5)Siyasi sığlıktan kurtulamıyor.
6)Sivil toplum örgütleri yok denecek kadar az.
En son maddeden başlayalım mesela. Vatandaşla iktidar arasındaki iletişimin sürdürülebilir olması için STK'lara çok ihtiyaç var ama olmuyor bir türlü; çoğalmıyor. Aidiyetler ve kimlikler meselesi var bir de. Türkiye aidiyetler üzerinden siyaset yapıyor ve her kimlik; bırakın taviz vermeyi, kendi doğrularını tavizsiz dayatıyor. Bu dayatma ve uzlaşamamazlık hâli toplumun çevre, iş güvenliği, tüketici hakları, ulaşım gibi ortak meselelerde dahi bir araya gelmesini önlüyor!
Dolayısıyla Türkiye'nin terör başta olmak üzere Anayasa gibi ana problemlerini bir an evvel hâlletmesi lazım. Hem de uzlaşma içinde hâlletmesi lazım.
Sanayi-üniversite iş birliğinin hâlâ tesis edilememiş olması, akla ziyan bir durum ama edilemiyor. Bu gibi işlerin "kazan-kazan" mantığı ile işlediğinin görmezden gelinmesi de olumsuz etkiliyor tabii bu iş birliğini. Bir akademisyene, yahut da araştırmacıya emeği karşılığını vereceksiniz ki, karşılığında bir şey isteme hakkınız olsun. Yoksa, herkes birbirini idare eder ve günler geçer gider. Öyle de oluyor!
Vasıflı eleman konusu Türkiye'nin en büyük problemlerinden biri. Mesleki eğitim konusunun Milli Eğitim Bakanlığı'nın sırtına yüklenmesi ise ayrı bir handikap. Tokmağı eline geçiren vuruyor ve ahenksiz bir gürültü kirliliği yaşanıyor. TOBB ile Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu bu meseleye müdahil olmalı ve planlama yapmalı, finans desteği vermeli halbuki.
İnovasyon sözcüğü kimsenin ağzından düşmüyor ama iş değişim ve yenilenmeye geldi mi ayak direten diretene. İşletmeler de yapıyor bunu kamu da. Araştırma geliştirme yatırımları ise içler acısı. Türkiye karşılığını alacağı işe yatırım yapmak istiyor. Ar-Ge öyle olmaz ki. Ar-Ge demek bir hayale, bir ümide yatırım yapmak demektir. Riskli iştir. Cesaret ister. Teşvik ister.
"Katma değeri yüksek ürün üretememe" konusuna gelince; bu açıklamalardan sonra daha bir şey söylemeye bilmem gerek var mı?
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.