Türkiye; bugünlerde iki şeyi konuşuyor; biri yoksulluk, diğeri yolsuzluk... Birbirinden çok farklı yapıdaki bu iki mevhum; aynı zamanda diğerini beslemek gibi ortak bir özelliği de bünyesinde barındırıyor. Rüşvetçi, eşine dostuna kaynak transferi yapan kötü niyetli suiistimalciler; daha minareyi çalmadan kılıfını hazırlıyorlar. Kanunları ve hukuki boşlukları çok iyi biliyorlar bir kere. Yoksullara yardım etmek isteyenlerin ise hukuk bilgileri zayıftır genellikle. Her şeyin iyi niyetle çözüleceğine inanır onlar. Fakat unutmamak lazımdır ki, cehenneme giden yolların büyük bir kısmı iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Vatandaş devleti baba olarak görür. Hükümetler ise devletin veren elidir onlar için. Böyle bir beklentinin farkında olan hükümetler de bir şeyler dağıtıp şirin görünmeye özen gösterirler. Geçmiş hükümetlerin hemen hepsi, nasıl kendi bürokratlarıyla çalışmak istemişlerse, kendi zenginlerini çıkarmayı da aynen öyle istemişlerdir. Kendilerine yakın gördükleri işadamlarını devlet imkanlarıyla besleyip büyütmekte beis görmemişlerdir. Bu arada eski iktidar zenginini yemeyi de ihmal etmediler. Tüm bunları kılıfına uydurup öyle yaptılar tabii. Sosyologlar ve siyaset bilimcileri bir gün belki bu garip davranışın sebebini araştırıp, analizini yaparlar. Türkiye'de sayısız vakıf ve dernek asırlardan beri faaliyet gösteriyor ve bu gönüllü kuruluşlar fakir fukaranın karnını doyurdukları gibi onlara iş de buluyorlar. Okul, eğitim merkezi, aşevi, cami inşa ediyorlar... Öğrencilere burs veriyorlar. Bunların hepsi güzel, güzel olduğu kadar da faydalı faaliyetlerdir. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Aziz Akgül'ün geliştirdiği Mikro Kredi Uygulaması da böyle bir gönüllü faaliyet olarak çıktı ortaya. Hatta bu proje, müteşebbisi desteklemesi özelliğiyle; sadece bağış yapan diğer gönüllü kuruluşlardan bir adam öne de geçti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'nın, bu projeyi Türkiye'nin Yoksullukla Mücadele Projesi olduğunu açıklamasıyla birlikte bu proje, AKP İktidarı'nın projesi oldu. Mikroydu, makro hale geldi. Kuş mu, deve mi? Endişeliyim! Sosyal bir olayı ekonomik hale getirmek ve bunu siyasi çıkara dönüştürmek hiç de kolay değil. Çok girift bir iş bu. Erdoğan keşke böyle bir işe girişmeseydi ve Akgül kendi işini, hükümet de kendi işini yapsaydı. Hükümetin görevi; halkı günübirlik bağışlarla memnun etmek değil, onları; geçimlerini sağlayacakları iş imkanlarına kavuşturmaktır. Yani, ülkeyi makro seviyede kalkındırmak ve refahı tabana yaymaktır. Bunun yolu da, istihdama ve ekonomiye katkı sağlayacak olan akıllı projeleri desteklemektir. Japonların dediği gibi onlara balık yemeyi değil, balık tutmayı öğretmektir yani. Ayrıca yolsuzluk, sadece parayı cebe indirmekle sınırlı değildir. Onu iyi kullanamamak da aynı statüye girer. MI ACABA ? ğ 12 yaşındaki öğrenci eletrikli işkence sandalyesi yapmış... Ne yani, bilgisayar mı yapacaktı çocuk? ğ Aşırı et, kola ve çay böbrek taşı yapıyormuş... Krizin bir faydası daha! ğ 9 yaşından küçük çocuklara masal anlatmak mahzurluymuş... Siyasilerin neden büyüklere masal anlattığı şimdi anlaşıldı! ğ Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen, 'İzin verseler Çin'e kadar duble yol yaparız' demiş... Bu kadar uçtuktan sonra yola ne gerek var, Sayın Bakanım? ğ Yargıtay eski Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, ABD'nin ekonomiyi çökertmeyi planladığını söylemiş... Hangi kanunun hangi maddesinde yazıyor acaba? ğ DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Yerel Yönetim Seçimleri'ne hazır olan tek parti olduklarını söylemiş... Bir Köroğlu bir de Ayvaz olunca kolay olur tabii!