Ivan Petroviç Pavlov ünlü bir Rus bilgini.. Şartlı reflekslerin bulucusu ve 1904 Nobel ödülü sahibidir. 1917 yılının 17 Ekim sabahı Laboratuvarına her zamankinden biraz geç gelen asistanına neden geciktiğini sorar. Asistanı; "Efendim bolşevikler ihtilali başlattılar" der. Pavlov ise kızgın bir üslupla, "İhtilalden sana ne" sözleriyle asistanını azarlar. Çünkü Pavlov her gerçek bilim adamı gibi kendi konusundan başka bir şey düşünmemenin gereğine inanmış bir bilim adamı. İhtilalden, sokaklarda yürüyüşler yapan bolşeviklerden ona ne.. Gerçek bilim adamları neden Nobel alıyorlar, neden bilim tarihinde çalışmaları ve hayatları ders konusu oluyor, hiç düşündünüz mü bizim cüppeli rektörlerimiz? *** Bizim bir kısım cüppeli üniversite hocalarımızın sokaklarda yürüyüş düzenlemelerinin, askeri göreve çağıran pankartlar, dövizler, taşımalarının ve bütün bunları Atatürk adına, Kemalizm adına seslendirmelerinin, bilimsel çalışmalarımıza batılılaşmamıza, çağdaşlaşmamıza nasıl yardımcı olacağını doğrusu anlayamıyoruz. Ben sırası gelen profesör oluyor derken boşuna söylememişim. Aklı vahiyden ayıran, sanki iki ayrı kaynaktan insan oğluna bahşedilmiş gibi bir anlayışın bugünkü bilim dünyasının bilgileri ışığında tutarlı bir yanı yok ki.. Aklı vahiyden üstün tutan Gürüz ve Alemdaroğlu bilim tarihinin son yüz yılındaki gelişmeleri takip etmiş olsalar, klasik rasyonalizme bu derecede taparcasına bağlanmazlardı. 19. asır klasik akılcılığın rasyonalizmin mutlaklık iddiası bugünkü bilgilerimizin ışığında eski tutarlılığını koruyamamaktadır.. Aklın apriori olarak dayandığı mantık ilkeleri atomaltı dibsiz kuyuda geçerliliğini koruyamıyor. Russell'in de dediği gibi aklın ötesinde de bir bilgi alanı olduğunu rasyonalistler bile kabul ediyor artık. Hangi branşta olursa olsun üniversitelerimizin ilk yılında, Kuvantum fiziğinin getirdiği bilim anlayışını, bilimsel devrimlerin niteliğini, bilim perestliğin, yani rasyonalizmin mutlaklık iddasının iflas ettiğini öğretmek gerekir.