Pozitivizmin dine başkaldırdığı yıllarda, tıpkı fen bilimlerinde olduğu gibi sosyal bilimlerin de Galileo ve Newton'larını bulacakları iddia ediliyordu.. Sosyal bilimlerin de tıpkı fizik yasaları gibi, determinizm gereği kesin sonuçlara varabileceği savunuluyordu.. Öyle bir devir ki, dinin, yerini bilimsel gerçeklere bırakacağı inancı yayılıyordu. 18. ve 19. yüzyıllar, pozitivizmin şaha kalktığı, âdetâ dinselleştiği devirler.. Nitekim Comte bu dinin (!) 'ilm-ü hal' kitabını bile yazmaktan kendini alamıyor.. Bu 'İlm-ü hal'de akıl tanrılaştırılıyor, Notre Dam Kilisesi de aklın mabedi haline getiriliyor.. Evet böyle bir devir yaşamıştır Vahşi Avrupa.. Aradan 200 yıl geçtiği halde sosyal bilimler Galileo'lerini, Newton'larını bulamadılar.. Bulamadıkları gibi, gelişen yeni bilimsel buluşlarla; daha doğrusu bilimsel devrimlerle bu iki bilim dehasının keşiflerini geride bırakan daha kapsamlı daha güçlü yasalar keşfedildi... Zaten her iki bilim dehâsı, kendilerini göklere çıkaran bilimperestlere rağmen buldukları yasaların ileride evrensel olayları açıklamaya yetmiyeceğini, daha kapsamlı evrensel yasalara ihtiyaç duyulacağını bizzat açıklamışlardı. Nitekim, Einstein'ın izafiyet kuramı iki asırlık pozitivizm egemenliğine son verince, bilimperest çevrelerin inançları altüst oldu.. Hele bu asrın başında Kuvantum fiziği devreye girince, evrenin kapalı bir deterministik sistemle çalışmadığı, kâinatın Kartezyen mantıkla açıklanamayacağı kesinkes anlaşılınca bilimperestlerin hayalleri daha da yıkıldı.. 20. yüzyılın başlarında Heisenberg ve Sechrodinger gibi teorik fizik bilginleri "Viyana Çevresi"ndeki pozitivistlerin hayallerini yıkarken, aynı yıllarda Thomas Khun, Karl Popper de onların araştırmalarında kullandıkları doğrulanabilirlik metodlarını yetersiz buluyorlardı.. 20. yüzyılın başlarına geldiğimiz zaman Pozitivist din iflas etmişti.. Kartezyen mantık da eski gücünü koruyamıyordu.. Ne var ki Türk bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu, pozitivizmi bir din olarak görmeseler bile tam bir asır onu modernizmin ve çağdaşlaşmanın bir aracı olarak kabul ettiler.. Hâlâ öyle.. Çünkü 70 yıl önce büyük filizofumuz (!) Şekip Tunç böyle düşünüyordu.. Bugün başka türlü düşünmek, bir yerde bilim düşmanlığı, bir yerde gericilik oluyor.. Aman ha!