'Aydın' sözcüğünü "münevver"in karşılığı olarak kullanıyoruz.. "Münevver"in tam karşılığı ise "aydınlanmış" kelimesiyle gösterilir lugatlarda.. Bunun gibi etimoloji mantığıyla düşünürsek, "cahil" kelimesine karşılık "karanlık" dememiz gerekir.. Deriz, deriz ama şık olmaz.. Dahası biz "aydın"ı "entellektüel" karşılığı olarak da kullanıyoruz.. İyi de, ne "münevver"i karşılıyor bu "aydın" kelimesi ne de "entellektüel"i.. Ancak sempatik ve yüngül bir kelime olduğu için kullana kullana ona bu anlamları kazandırır olduk; içimize sinmese de.. Oysa "münevver" sözcüğü "entellektüel"i dolu dolu karşılıyordu; vefasızlık ettik galiba.. Münevver, aydın, entellektüel dediğimiz insan, etik ve kültürel değerlere, tarihî referanslara, analitik düşünce yapısına, gözlem ve bilimsel tahlil yeteneğine, matematik kesinlik tutkusuna, olaylar ve sosyal gelişmeler karşısında aktif tavır alan bir kişiliğe ve nihayet sevgi, adalet ve paylaşım duygusuna sahip olan varlık.. Mükemmeliyetçi ve estet.. Şimdi "aydın" kelimesiyle bütün bu vasıfları anlatmak mümkün mü? Kelimenin kimliği etimolojik yöntemle araştırılırsa, "Münevver"in, ötelere uzanan çağrışımlarla yüklü "Nûr" kökeninden geldiği görülür.. Kur'an-ı Kerim'de "Nûr" suresinde geçen 35. âyeti hatırlatır: "Allah Göklerin ve Yerin Nûr'udur." Bu durumda "münevver" kelimesi daha derin bir anlam kazanıyor, metafizik ürpertilerle yoğunlaşan bir anlam.. Temelinde tevhid inancı var.. Bir münevverde bulunması istenen bu erdemli niteliklerin üçte biriyle dahi insan, yaşadığı toplumda saygıdeğer bir yerde durabilir.. Eksikliklerini bilmek şartıyla.. Tekebbür hastalığına kapılmadan.. Bir münevverin en belirgin vasfı, her şeyden önce kendi ön yargılarını, dogmalarını keşfedebilmesidir.. Keşfedebilecek ki, onları yokedebilsin.. Onları keşfetmek yoketmekten daha zordur.. İnsanoğlunun en büyük düşmanıdır, dogmalar, ön yargılar. "Bir Önyargıyı keşfetmek ve onu kafamızdan sökmek, atomu parçalamaktan daha zordur" diyor Einstein.. İnsan beyni başıboş bırakılmaya gelmez.. Zamanla önyargılar istilasına uğrar; inanç dünyasına da, bilim dünyasına da kapalı kalır.. Kafamızdaki bu dogmaları, bu önyargıları keşfetmek ve yoketmek öyle kolaylıkla başarılabilecek bir iş değil. Ancak ister "münevver" deyin ister "entellektüel" veya "aydın" olgun bir insanın kendi iç dünyasındaki o putları söküp çıkarması, eskilerin "nefis mücahedesi" dedikleri yöntem ile mümkün. Her zaman ve her yerde göz önünde bulundurmamız gereken bir şey var: Bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgilerde bile yüzdeyüz bir kesinlik yok.. Doğru (Hakikat) ile "mutlak hakikat" arasında bir ayırım yapmak zorundayız.. Matematikte bile mutlak kesinlik yok.. Atomaltı parçaları, aynı zamanda iki ayrı yerde bulunabildikleri gibi, yine aynı zamanda hem madde, hem enerji olarak görünme özelliğine sahip.. Bu durum, bilimsel metodolojinin ve mantık kurallarının bile bazı hallerde geçersizliğini ortaya koyuyor.. Meselâ, bilim ve mantığın temel dayanağı olan "Bir şey aynı zamanda başka bir şey olamaz" kuralı, yukarıdaki atom parçalarının temel yapılarında ve hareketlerinde geçerliliğini koruyamıyor. Koruyamıyor ama dogmalığını, önyargı özelliğini sürdürüyor.. Geçtiğimiz Yüzyılın büyük düşünürü Karl Popper: "Bilimsel bilgi, her zaman varsayımsal (Farazî) bilgidir, tahmînî bilgidir" diyor.. "Kesin olmayan doğrular vardır" sözü de onundur.. Sonuçta, bilim adamlarımız, bunları da düşünmek, zorundadır.. Fatih Terim, Roma Büyükelçiliği'ne atanmalı İtalya Fatih Terim'i değil, Türkiye'yi arkadan bıçaklamıştır. Bu ne biçim bir İtalya ki başarılı bir yabancıya tahammülü yok.. Türkiye olaya sahip çıkmalı, İtalya'nın bu küstahlığına misliyle cevap vermelidir.. Ben hükûmetin yerinde olsam Fatih'i Roma'ya Büyükelçi olarak atar, milletimin hissiyatına tercüman olurdum.. İtalya'ya, İtalyan spor dünyasına verilecek en güzel cevap.