Bir ânın parçalanmışlığını yaşamak..

A -
A +

Bertrand Russell, din ile bilim arasındaki çatışmanın tümdengelimle tümevarım arasındaki farklılıktan ileri geldiğini iddia eder.. Ayrıca ilahiyatçıların tümdengelimci bir anlayışla vahye inanmalarını kaba bir üslupla eleştirir. Oysa bu görüşler büyük ölçüde itibardan düşmüştür.. Çünkü aklın sebepsizleştirilmiş ön kabulleriyle düşünmek veya inanmak da bizi mutlak hakikate ulaştırabiliyor.. Mutlak varlık, hiçbir delile başvurmadan, tümdengelimle, a'priori olarak vahye inanmamızı istediği kadar, aklın gereği tümevarım metodu ile de, yani gözlem ve muhakeme yoluyla da inanmamızı istiyor.. Kur'an-ı Kerim buna dair öğütlerle doludur... Dolayısıyla din ve bilim arasında Russell'in ve birçok rasyonalistin düşündüğü gibi bir çatışmanın devam etmesi veya devam edeceği düşüncesini yanlış buluyorum. Din de Allah'ın, bu kâinat da.. Mutlak varlığın kendi eserine ters düşmesi mümkün mü? Sanırım akıllarını putlaştıran pozitivistleri bu hataya düşüren sebeplerin başında, Kur'an'dan önceki mukaddes kitapların çeşitli nüshalarındaki tahrifler ve ilâveler geliyor.. Kur'an indiği gibi yazıldığı için, onda akla aykırı bir harfe dahi rastlamak muhaldir.. ¥¥¥ Bunların bir ikinci yanıldıkları nokta da, Büyük Yaratıcı'nın bu evrimi kafasındaki bir tasavvuru çağlar boyunca zamana yaydığını düşünmeleri ve neden birdenbire değil de böyle birtakım işlemlere başvurduğunu sorgulamalarıdır... Mutlak Varlık'ın bu kâinatı ve canlı varlıkları birdenbire yaratmadığı, birtakım işlemlere başvurduğu iddiaları da evrimcilerin bir başka yanlışıdır... Yüce Allah'ın, O Büyük Yaratıcı'nın hem sonsuz kudretini kabul edeceksiniz, hem de kâinatta olup bitenleri bir anda neden yaratmadığını sorgulayaksınız; zamana sümme hâşâ ihtiyacı varmış gibi ilahiyatçılara ders vereceksiniz.. Böyle sapıklık olmaz! Zamanı yaratan da Allah; o zamana kâinatın ve insanın maceralarını yayan da aynı Kudret... Öncesi ve sonrası olmayan, sebepsizleştirilmiş, mekansızlaştırılmış ve zamansızlaştırılmış bir başka âlemin varlığını neden düşünemiyoruz? ¥¥¥ Unutuyorlar ki, bu kâinat, bu dünya, bu canlılar Yüce Allah'ın bir şaheseri. Her eserde olduğu gibi bir giriş bir de sonuç olacak.. Siz hiçbir san'atkârın gerçekleştirmeyi düşündüğü bir trajediyi, sebeplere başvurmadan, başı ortası belli olmadan iki saatlik bir zamana sığdırmadan başladığı gibi bitirdiğini düşünebilir misiniz? Böyle bir olup bittiye siz roman veya piyes diyebilir misniz? Böyle bir eser düşünebilir misiniz? Güzellik o eserin anlatımında, sebep-sonuç ilişkilerinde, kurgusunda, bütünlüğünün estetik yapısında.. Sonuç kısmı başa alınmış bir şaheserdir bu kâinat, bu insan, bu trajedi.. "Kûn feyekûn" emriyle bir anda yaratılmış, sonra yine Yüce Allah'ın yarattığı zamana serpilmiştir.. Biz bir ânın parçalanmışlığını yaşıyoruz.. ¥¥¥ Tümdengelimle de Hakk'a varabilirsiniz, tümevarımla da.. Yeter ki bütün varlığınızla yoğunlaşın.. Ötelerde öyle gök cisimleri var ki, milyonlarca yılda bir defa, çok kısa bir süre için güneş mesafesine girer ve astronomik araçlarla tesbit edilirler.. Bu yıldızı görmeyenler görenlerin ifadesine dayanarak bu olgunun doğruluğuna inanırlar.. Bu ise tümdengelimci akıl yürütmeyle varılan bir doğrudur.. Dünya çapında üne sahip felsefe profesörü M. Ansarî, peygamberlerin de tıpkı bu yıldızlar gibi zaman zaman insanlığın ufkunda parladıklarını, bu ruhânî ışıkların sonuncusunun da Hz. Muhammed olduğunu, tümdengelimci akılla ona da inanmamız gerektiğini söylüyor.. Tıpkı milyonlarca yıl öteden gelip de göremediğimiz o yıldızı görenlerin söylediklerine inanmak gibi... Bertrand Russell, 50 yıl önceki düşüncelerini bugün yaşasaydı, aynı iddialarla savunur muydu? Zannetmiyorum.. Elli yıl zarfında bilim alanında öyle baş döndürücü gelişmeler oldu ki, nebülozların ötesinde, atomaltı ve genetik âleminde mantık ve bilimsel kurallara aykırı öyle buluşlarla karşılaşıldı ki, bilim dünyası din gerçeğine daha bir ciddiyetle kulak vermek zorunda kaldı.. Bilim sonunda metafizik sınırlara dayanıp durdu.. Russell, 30 yıl daha yaşasaydı herhalde "Neden Hıristiyan değilim" demez, büyük bir ihtimalle Roger Garaudy gibi, "Neden Müslüman oldum" eseriyle bize katılırdı... Her şey nasip meselesi...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.