İnşallah savaş olmaz.. Ama olursa, Türkiye'nin Saddam sonrası Arap dünyası ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi gerekecek.. Değişken günübirlik politikalarda, Arap ülkeleri ile olumlu sonuçlar alamadığımızı, alamayacağımızı artık kabul etmeliyiz.. Demokrasi ile yönetilen bir tek Arap ülkesi yok.. Seçim (!) var, parlamentolar var, ama işleyen bir demokrasiyi ara ki bulasın.. Savaş sonrası Orta Doğu'da kalıcı barış ve kalıcı dostluklar istiyorsak bu Arap ülkelerinin seçimle işbaşına gelen ve demokrasiyle yönetilen kadrolarla işbirliği yapılmalı, monarşilerle, diktatörlerle ilişkileri en aşağı seviyeye indirmeliyiz.. Orta Doğu'nun büyük ve zengin topraklarına sahip olan Arap ülkeleri hiçbir zaman kendi halkları tarafından temsil edilmediler.. Bu halklar ya kral ailelerinin emrinde paryalaştılar, ya da ihtilalci bir sergerdenin diktatörlüğünde köleleştiler.. Bu anti demokratik Arap ülkeleri, dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip oldukları halde hemen hemen yüzyıla yakın bir zamandan beri güçlü devletlerin hakimiyetleri altında kaldılar.. Krallar, şeyhler, emirler ve bazen de fırsatçılar yönetti bu Arap ülkelerini.. Osmanlı İmparatorluğunu arkadan vuran da onlar.. Bunun içindir ki bu Arap hükümetleriyle ciddi ve kalıcı işbirliği yapmak mümkün olamamıştır. Arap monarşileriyle zaman zaman yaptığımız anlaşmalar maalesef kağıt üzerinde kalmıştır. Saddam sonrası ilişkilerde Arap ülkeleriyle uzun vadeli stratejilere yönelmeliyiz.. Eğer bu coğrafyada güçlü ve kalıcı politikalar izlemek istiyorsak..