Hep dikkatimi çeker: Büyük filozoflarla büyük müzisyenlerin yetişmeleri aynı zaman dilimine rastlıyor.. Onyedinci yüzyıldan ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar, hemen hemen 250 yıllık bir zaman dilimi.. Malebranche, Leibniz, Spinoza, Deskartes, Berkley, Hume, Hobbes, Kant, Schopenhauer, Hegel ve daha birçokları.. Çağdaşları müzisyenleri de şöyle bir hatırlayın: Bach, Beethoven, Wagner, Schopin, Chaikowiski, Mozart, Haydn, Schubert, Brahms, Straus hep aynı devirlerde yaşamış müzisyenler.. Aynı dönemlerde bu müzisyenlerin "marş" türü besteleri de dikkat çekici.. Sık sık Avrupa'yı saran savaşlar, Beethoven'in "cenaze" marşından, Verdi'nin "Ayda operasındaki "Zafer" marşına kadar, hemen hemen marş türü beste yapmayan yok.. En ünlüsü de Mozart'ın Türk Marşı. Savaşlar, marşlar, filozoflar, müzisyenler.. Hep 250 yıllık bir zaman dilimine rastlıyor.. Savaşlara da meğer ne kadar çok şey borçluymuşuz? Bileşik kaplardaki sular gibi, bilimsel buluşların da, bilim adamlarının da çoğaldığı devirlerdir bu çağlar.. Burada akla hemen şu geliyor: Felsefe mi sanat ve bilimi tetiklemiş, sanat mı felsefe ve bilimi, yoksa bilim mi felsefe ve sanatı beslemiş? Birini ön plana almak gerekirse, bu şüphesiz felsefe olmalı.. Tabii bunu Batı uygarlığı için söylüyorum.. İslamda felsefe Vahye bağlı hikmetler yumağıdır.. İster Batı'da, ister Doğu'da olsun, filizofları, sanatkârları ve bilim adamlarının çoğunu motive eden "Allah" inancı olmuştur.. Kant hariç, yukarıda adı geçen filozof müzisyenlerin hepsi Allah'a inanan insanlar.. Sekizinci yüzyıldan onüçüncü yüzyıla kadar İslam bilim ve sanatları da aynı paralelliği göstermiş; Mevlana'ya kadar gelen düşünürlerimiz musikiye önem vermişler, Kanun'dan ney aletine kadar enstrümanlar kullanmışlar.. İslam, felsefe kelimesi yerine "hikmet"i kullanıyor.. Hakîm ve mutasavvıfların, eşyanın hakikatına yönelik zihnî soyutlamaları, felsefenin de ötesinde metafizik tırmanışlarla daha da bir yoğunluk kazanır.. İster Batılı filozoflarda ister Doğulu hikmet sahibi bilim ve tasavvuf ehli Müslümanlarda olsun, hepsinde ortak bir özellik daha var: Hepsi nüktedan, hepsi şaka ve latîfeden hoşlanan insanlar.. Size onlardan birkaç nükteli ve hikmetli sözler aktarmak istiyorum. Bir gün dalgınlıkla komşusunun çimenlerine bastığı için, bahçıvanlardan biri Schopenhauer'i azarlar: "Sen kim oluyorsun" der.. Büyük filozof, "ah" der, "bu sorunun cevabını bir bilebilsem.." Oysa bu sorunun en güzel cevabını İkinci Binin yenileyicisi İmam-ı Rabbanî vermiştir: "İnsanın dışında adım atılacak yer yoktur." Muhyiddin Arabî hazretleri, "ben binbir delille Allah'ın varlığını ispat ediyorum" diyen bir genci, "sen demek ki Allah'ın varlığından binbir kere şüphe ediyorsun" diye azarlar.. Filozof Alain 700 yıl sonra, o gence aynı güzellikte cevap verir gibidir: "Nazarımda bütün deliller şerefsizdir" İmam Gazzalî'nin körlere yaptırdığı fil tarifi, Batılı ve Doğulu düşünürlerin sık sık başvurdukları bir gözlem değil mi şimdiye kadar insan ve kâinatı yorumlarken hep bir ucundan tutmadılar mı? Gazalî, "Köpek bir defa sopayla dövüldü mü, aynı sopayı her görüşünde kaçmaya başlar" diyor. Şartlı refleksler konusunda belki de ilk gözlem..