Tâ Genç Türkler'den beri bizim entel geçinen aydınlarımızın kıblegâhı Paris olmuştur... "Genç Türkler" deyimi dururken, kendilerini Fransızca "Jön Türk" diye adlandıran bu entellerin kültürel arka planlarında hep Fransa vardır... Eyfel Kulesi'nden bakarlar Türkiye'ye, Türk milletine ve Türk tarihine... Batı deyince gönülleri Paris'e uçar, akılları Fransız İhtilali'nde dillendirilen sloganlara takılır. Kulaklar bugün bile Türk düşmanı Voltaire, Montesqiue, Jean-Jacques Rousseau'ya takılıdır. Fransız Jakobenlerinin o tepeden inmeci devrim anlayışları, onların vaz geçilmesi düşünülemeyecek bir paradigmasıdır. Kral yanlısı olduğu iddiası ile Jakoben yönetimi tarafından giyotine gönderilen büyük bilim adamı Lavosier için, "Bu çok büyük bir kimya bilginidir, buna kıymayalım" diyenlere; "Cumhuriyetin bilim adamlarına ihtiyacı yoktur" cevabını veren anlayışın Tükiye'deki uzantılarıdır bunlar. 200 yıldan beri laiklik kavramını doğru dürüst tarif edememiş bu entellerin, demokrasi ile olan müzmin uyuşmazlıkları vardır. Hep Paris mahfillerinden düşündükleri için Anglo-Sakson demokrasisine yabancı kalmışlardır. *** Bugün, "mal bulmuş Mağribî" gibiyiz... Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın tarif ettiği ve uygulama ile ilgili sözleri, bizim entellerimiz için bir kurtarıcı ses olarak karşılandı. Bir Fransız olduğu için onun tarif ettiği laiklik, dünkü bazı entellektualist (!) gazetelerimizde bir "postula" olarak takdim edildi... Ancak, Chirac'ın teklifinde, üniversitelerde ve özel okullarda türban veya başörtüsü serbest bırakılmıştı... Laik gazetelerimiz bu konuyu es geçtiler... İşlerine gelmediği için! Bunlar, "Kur'an-ı Kerim'de, namaza yaklaşmayın diye yazıyor" diyen Bekrî Mustafa gibidirler... Bunlar da, o ayetin baş tarafı hatırlatıldığında, Bekrî'nin, "Ben alim değilim, o kadarını okumadım" mazeretine mi sığınacaklar acaba?!.