Bankalardan önce bilimsel kurumlarımızı özelleştirilmeliydik. Hoş bankalarımızı da özelliştirebilmiş değiliz, o da başka... Bilim ve bilimsel araştırmalar hiçbir ülkede bizdeki kadar devletleştirilmedi. Oysa bilim, özgürlük ister, özgür eleştiri ortamı ister... Devlet müdahalesinin bizdeki kadar yoğun olduğu ülkelerde bilimsel çalışmalar kısır kalır, araştırma ve geliştirme çabaları beklenen verimliliği vermez. Başkan ve bilim kurulu devlet tarafından atanan bir YÖK, bir TÜBİTAK gibi devletleştirilmiş kurumlar başka ülkelerde de var mı, hiç zannetmiyorum. Olsa olsa ancak geri kalmış dikta rejimlerinde olur... Üniversitelerimizin çoğu hâlâ devlet himayesiyle, devletin talimatı ve müdahalesiyle yürütülüyor. Özel üniversitelere bile devlet müdahale edebiliyor. Bilimsel çalışmaların muhtaç olduğu tek şey özgürlük ve bağımsız eleştiri ortamı. Özgür bir ortam ve eleştiri geleneği olmayan bilim kuruluşları, bilimsellikten çıkar, dogmalar, önyargılar ve devletin politikasına alkış tutar kurumlar haline dönüşür. Hele sosyal bilimlerde, eğer özgür bir ortam yoksa ve eleştiri imkanları kısıtlıysa gerçek bilim adamlarının bilimsel objektiviteye ulaşmaları, diğer fen ve tabiat bilimlerine nazaran daha da zordur. Bilimsel araştırmalar devlet denetimi ve gözetimi altında yürütülüyorsa sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Bu gibi hallerde ön yargılar, dogmalar kafalara hakim olacağı için devlet kavramı da zamanla eleştirilemez bir tabuya dönüşür. Kısacası bilim yuvalarımızı, üniversitelerimizi devletin ve devletlilerin müdahalelerinden kurtarmadıkça, bilim dünyasında (citation index sıralamasında) bugün olduğu gibi, 35. sıralarda kalmaya mahkûmuz.