Herşeyi tartışıyoruz diyebilir miyiz?Aslında çok şeyi tartışıyoruz: Hukuku, adaleti, hürriyetleri, ekonomiyi, üretimi, paylaşımı, gelir dağılımını, sosyal hayatımızı, sanat dünyamızı, iç ve dış politikamızı hep tartışıyoruz.. Bu tartışmaların faydası oluyor mu? İşte o, şüpheli.. 250 yıldan beri Avrupalılaşmak çağdaşlaşmak için hep tartışıp yine de geri kaldığımıza göre, bu tartışmaların yararlı olmadığı anlaşılıyor.. Ya da pek az, yararlı olduğu.. Peki neden? Çünkü bu tartışmalar sağlam bir zeminde yapılmıyor.. Zemin çürük ve kaypak.. Türkiye, tıpkı jeofizik durumu bakımından nasıl sağlam bir zeminde değilse, yapısındaki dogmaların tutarsızlığı yüzünden mutlaklığı ve kesinliği tartışılan ve fakat dinin alternatifi gibi dayatılan pozitivist bilim anlayışının da sallantılı temelleri üzerinde durmaktadır. Bilim dünyamız, 18 ve 19. yüzyıllarda Saint Simon ve Auguste Comte'un, aklı putlaştırıcı felsefeleriyle başlayan ve 20. yüzyılın başlarında Viyana Çevresiyle sürdürülen yeni pozitivizm görüşünde inat etmiş ve yazık ki karşıt görüşlerden, gelişmelerden habersiz kalmıştır. "Viyana Çevresi"nin bilimsel araştırmalarda tek doğru olarak kabul ettiği "mantıksal doğrulanabilirlik" -Tüme varım- ilkesine karşılık, Karl Popper'in yanlışlanabilirlik -Tümdengelim- ilkesi bilimsel araştırmalara yeni boyutlar kazandırmış, pozitivizmin mutlaklık ve kesinlik iddiası havada kalmıştır.. "Bütün kuğular beyazdır" önermesi, bize hiçbir zaman siyah bir kuğuyla karşılaşmayacağız garantisini veremez.. Ancak "bütün kuğular belki beyazdır" önermesi doğrulanabilir. Nitekim bütün gözlem ve deneylerle 200 yıl doğrulanan Newton teorisi bile, Einstein'ın görecelik teorisiyle yanlışlanabilmiştir.. Karl Popper'in bilimsel araştırmalarda ortaya koyduğu bu yanlışlanabilirlik ilkesi bir devrim niteliğindeydi.. Yanlışlanabilirlik ilkesi, Batı'da pozitivistlerin metafizik düşünceye ve dine karşı dogmatik tutumlarını yumuşatmış, din ve bilim sürtüşmesinin saçmalığına son vermiştir. Ne var ki, bizim bilim dünyamız, bu ve benzeri gelişmelerden habersiz kaldığı için, din ve bilimi çatıştırmak, metafizik düşünceleri horlamak gibi düştüğü fâhiş hataları bugün bile sürdürmeye çalışıyor.. 100 yıldır laikliğin tarifi üzerinde anlaşamayan ve kavga eden başka bir millet yok.. Oysa bütün hayatı boyunca dine cephe alan Bertrand Russel bile aklın ötesinde bir bilgi alanı olduğunu itiraf ediyor.. Onlar bu bilgi alanına parapsikoloji diyorlar, biz ise gayb diyoruz; fizik ötesi diyoruz; inanç alanı diyoruz. Allah (c.c) diyoruz..