İlmine, irfanına saygı duyduğum Mehmet Niyazi kardeşim; "Bizim aydınımız, gözleriyle düşünür" diyor.. Doğrudur; geçen gün bir aydınımız Başbakan Erdoğan'ın sağ elindeki çatalla yemek yediğini görünce karmaşık düşünceler üretildi. Gördüğüyle düşünenler için tipik bir örnek.. 20. Yüzyılın başlarında Viyana Çevresi'nin positivist oluşumuna öncülük eden Ernst Mach da görmediği için ölünceye kadar atoma ve atom altı parçacıkların varlığına inanmamıştı... Tıpkı Edison'un elektriği ışıyan ampullerle sergilediği haberini alınca muhabirini azarlayan New York Times gazetesinin Yazıışleri Müdürü gibi. O da görmediği için birden inanamamıştı elektriğin aydınlatıcı gücüne... İnsanların gözleriyle gördükleri şeylere inanmaları kadar tabii birşey yoktur.. Ama insanların gözle görmedikleri, akıl ve sezgileriyle gördükleri sonsuz gerçekler de var. Aydın ve bilim adamı denen bilge kişiler mücerred düşüncelerle (soyutlamalarla) gerçeğe ulaşırlar.. Medyatik aydınlarımızın bir kısmı ve bazı hallerde çoğunluğu gerçeğin azıyla da yetinebiliyorlar. Dolayısıyla gerçeğin çoğuyla karşılaştıkları zaman bunalıma düşüyorlar.. Şüphe yok ki "gözlem" bilimsel araştırmaların ilk kapısıdır.. Ancak gözlemle yetinirseniz yağmuru, gök gürültüsünü, yıldırımı ve doluyu bulutla izah eder ve o bilgiyle kalırsınız.. Bu olgular arasındaki bilimsel gücü açıklayamazsınız sadece gözlerinizle düşünmüş olursunuz.. Eski Yunan ve Orta Çağa kadar insanlar onbinlerce yıl ışığın gözden eşyaya yayıldığını sanıyorlardı.. Ancak Batı dillerinde El Hazen diye anılan büyük İslam bilim adamı El Heysem ışığın eşyadan gözümüze yansıdığını ispat edince gerçek ortaya çıktı.. Gördüğümüzle düşünür, gördüğümüzle yetinirsek asırlar geçer ve mutlak gerçeğin künhüne varamayız.. Hatta görerek değil, Servet Kabaklı'nın dediği gibi bakarak düşünmeye başlarız..