Felsefe olmadan olur mu? Şu günlerde İstanbul'da çok önemli bir toplantı devam ediyor. Öyle umuyorum, siz de en az benim kadar yakından takip ediyorsunuzdur. Beş yıldır Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu Başkanlığı görevini yürüten Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, ilk kez Türkiye'de düzenlenen başarılı bir Felsefe Kongresi ile bu görevini tamamladı. Önce, günümüzün en önemli felsefecilerini, bir asırlık geçmişi olan böyle bir kongre için ülkemize getiren Kuçuradi'ye teşekkür etmeliyiz. Önümüzdeki pazar gününe kadar devam edecek olan 21. Dünya Felsefe Kongresi'nde birbirinden ilginç tebliğler sunuluyor, tartışmalı toplantılar yapılıyor. Alman felsefe ekolünün önde gelen ismi Jürgen Habermas, globalleşme sürecinde ülkelerin milli egemenlik haklarında meydana gelen gerilemelere işaret ediyor... "Filozoflar, içinde yaşanan anın simültane tercümanlarıdır" diyen Habermas, "Biz bu tercümeyi ne kadar iyi yapabilirsek, insanlar hem yaşadıkları anı çok daha iyi yorumlayacaklar, hem de gelecekle ilgili kararlarda daha etkili olacaklardır" diyor. Ben buna, geçmişin tercüme edilmesi görevini yüklenen tarih felsefecilerini de eklemek istiyorum... Gelecekle ilgili perspektiflerimizi oluştururken, hem geçmişi hem de içinde bulunduğumuz anı anlayabilme yeteneğimiz önem arz ediyor. Ancak böylece, ilerlemeyi garanti altına alabiliriz. Aksi taktirde, ya olduğumuz yerde sayarız, ya fasit daireler içinde ömür tüketiriz, ya da ve daha kötüsü, geriye doğru gidişi önleyemeyiz! İşte bu konuda aklımızın izlemesi gereken yolu aydınlatacak olan disipliner çalışma alanı felsefedir. Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye'de felsefenin cumhuriyetten sonra kurumsallaştığını ve çağdaş gelişmeler kaydettiğini söyledi, kongrenin açılışında. Başbakan Erdoğan'nın oğlunun aynı binada düzenlenen nikah törenine davetli olduğu halde katılmadığı için şiddetle protesto ettiğim Sezer'in bu ifadesi acaba ne derece doğru? Habermas'ın deyimi ile toplumsal hayatımızı tercüme edebilmiş tek bir felsefecimiz yok. Sadece felsefecilerin ilgi alanına giren spesifik konulardaki çalışmaları nedeniyle dışarıda tanınan felsefecilerimiz olabilir... Ama, Habermas, onlara filozof demiyor zaten... Felsefe Kongresi'nin düne kadar yapılan oturumlarında, benim en çok dikkatimi çeken, Güney Kalifornia Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Adamantia Pollis'in "ABD'nin teröre karşı uluslararası işbirliği" söyleminin arka planını aydınlattığı "Globalizm ve etnik terör" başlıklı konuşması oldu. Globalizm sürecinde siyasi ve ekonomik aktörlerin etkilerini anlatan Pollis, "çok uluslu şirketler ile hegemonyacı devletler" arasındaki ilişkilerin, etnik terörün ortaya çıkışında oynadığı rölü anlattı. Özelikle geri kalmış ülke yöneticilerinin, ekonomi politikalarında başarılı olmak için "yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi" amacıyla getirdikleri imtiyazlardan genelde çok uluslu şirketlerin yararlandıklarını söylüyor Pollis. Ve bu şirketlerin, yatırım yaptıkları ülkelerde, yerel halkı istihdam etmediklerini, bunun da zamanla, yerel halk ile çalıştırmak üzere dışarıdan getirilen insanlar arasında gerilimlere neden olduğunu belirtiyor Amerikalı bayan profesör. Tabii, hükümet böyle bir durumda, çeşitli imtiyazlar verdiği çok uluslu şirketin yanında yer aldığı için, yerel halk zamanla marjinalleşiyor ve iş giderek terör eylemlerine kadar varıyor. İşin tam burasında, globalleşmenin siyasi aktörü (mesela ABD) devreye giriyor ve "teröre karşı uluslararası işbirliği" doktrinini yürürlüğe koyuyor. Evet, bayan Pollis, bu tebliğle ilgili çalışmalarında Endonezya'nın Açe bölgesi ile Nijerya'daki Nijer Nehri Deltası sorunlarını incelemiş. Ama, ortaya koyduğu bu sorgulama metodu ile felsefenin imkanlarını kullanarak, herkes kendisini yakından ilgilendiren olayların düşünce planındaki arka yüzlerini görebilir, aydınlatabilir...