Bizim gençlik yıllarımızda, Galip'in arkadaşı olmak bir ayrıcalıktı... Hepimiz O'na hayrandık... Zekâsına ve evliya derecesindeki ahlâk ve terbiyesine... Bilge kişiliği, idealist tavrı çevresindeki arkadaşlarını ve ilk gördüğü insanı mutlaka etkilerdi. Galipsiz sohbetin, Galipsiz toplantının hep eksikliğini duymuşuzdur... Herhangi bir konuda onsuz karar veremezdik... Her konuda onun fikrini almak ihtiyacını duyardık. Üniversite sıralarında tanımıştık birbirimizi... "İstanbulluyum" demiştim de, azarlamıştı beni... "Ben, doğum yerini sormuyorum; kütüğünü soruyorum" demişti... "Ecdadım Kerküklü" deyince, şöyle bir rahatladığını hissettim... Irkçı değildi; ama, soy kütüğüne dikkat eden bir merakı vardı... "Suyun ötesiyle münasebetlerimizi henüz düzenlemiş değilim" derdi... "Suyun ötesi" tabiri, bize, ondan yadigâr kalmış bir espri, bir nükteydi... İnanılmaz bir hafızası vardı... Tarih kültürü, O'nu, ister istemez tarih felsefesine yöneltmişti... Tarihimizin orijinal yorumlarını dinlerdik O'ndan... Değme tarih profesörlerine taş çıkartırdı Galip... Dedikodudan, boş hikayelerden ve hele gıybet söz konusu olunca canı sıkılır ve çoğu zaman bulunduğu yeri terk ederdi. Böyle hâllerde, bazen de yumruğunu masaya vurarak, ünlü Balzac'ın sözünü tekrarlardı: "Eugene de Grandet kiminle evlenecek?" Bunun anlamı, sadede gelin demekti, boş boş konuşanlara... Bendeniz de birkaç defa muhatap olmuşumdur bu söze... Yaşımız başımız ilerledikçe, Galip, yalnız arkadaşları tarafından değil, toplumumuzun büyük bir kesimi tarafından, mütefekkir, bilge kişi olarak şöhret oldu... İyi bir yazar, nüktedan bir kalem ve seminerler veren bir hatip, bir şöhret oldu... İdealist gençliğin ağabeyi, mazlumların hamisi, fakirlerin dert ortağı olmuştu... Ömrünün son yıllarını, Mamak Cezaevi'nde yatan ülkücü mahkumlara adamış, onların dışarıdaki yakınlarına da hemdert olmuştu... Aziz kardeşim: Nur içinde yat!.. Cenâb-ı Hakk'ın rahmeti üstüne olsun!..