"Birşeyi mazisiyle tasarruf edemiyorsanız, taklitten, taklitçilikten kurtulamazsınız" diyordu, rahmetli Ahmet Hamdi Tanpınar hoca.. Osmanlı Türkçesinden kopmuş gençlerimizin bu "tasarruf" kelimesini anlamaları mümkün değil.. Biriktirme anlamına kullanılan bu kelimenin bir anlamı da, "kullanmak", "idare etmek", "düşünmek"tir. Tanpınar hocamız kelimeyi "düşünmek", "incelemek" anlamında kullanmıştı.. Demek istiyordu ki, san'at, düşünce ve her türlü toplumsal etkinliklerde bir yenilik, bir atılım düşünüyorsanız o alanda geçmişte neler yapılmış, neler söylenmiş, hepsini dikkate almalısınız; onun bilincinde olmalısınız.. Çünkü geçmiş bizim sebebimizdir.. O sebebe dayanmayan, o sebepten kopuk herşey yozlaşmaya mahkumdur; taklit olarak kalır ve yeşeremez.. Kendi inanç dünyanızdan, örf ve âdetlerinizden ve kendi dilinizden koptunuz mu ne yaparsanız yapınız başkalarını taklitten kurtulamazsınız.. Mazisiyle kavgalı, diliyle, kültürüyle bağlarını koparmış her atılım, her yenilik sonuçsuz kalmaya mahkum. Özellikle de dil, dil, dil.. Bazı insanlar durup dururken Talim ve Terbiye Kurulu üyesi oluyor, olabiliyor.. Sonra bu üyeler; Gürbüz Azak'ın dediği gibi, Türkçeyi boğazlayıveriyorlar.. Cumhuriyet öncesi Türkçemizi yasaklıyorlar.. Utanmasalar, "Cumhuriyet Türkçesi 'İN' Cumhuriyet öncesi 'OUT' diyecekler.. Bu Kurul'a kalsa, -ki maalesef bu Kurul'a kalmıştır- Divan edebiyatımız bir emirname ile iptal edilir, Türkçemiz 500 kelimeye kalır.. Kelimelerin de tıpkı diğer canlı varlıklar gibi bir hayata sahip olduklarını bir geçmişi, bir kültürü anlamlandırdıklarını bu Talim ve Terbiyecilere nasıl anlatmalı, mümkün mü? Maziyi yasaklayan, tepeden inmeci, dayatmacı dil cellatları bunlar.. "Birşeyi mazisiyle tasarruf edemezseniz, taklitten kurtulamazsınız" diyordu, 100. doğum yıldönümünü kutladığımız Ahmet Hamdi Tanpınar Hoca.. İyi ki bugünlere kadar yaşamamış.