Dünyaya egemen olma ihtirası, büyük devletleri enerji kaynaklarına yöneltiyor.. Enerji, dün olduğu gibi bugün de, büyümenin ve büyük kalmanın vazgeçilmez gücü.. Bilimsel araştırmaların ve teknolojinin de ana maddesi.. İrili ufaklı bütün devletlerin dış politikalarında dikkate aldıkları ilk temel unsur mutlaka enerji oluyor.. Ne var ki, bugünkü enerji kaynakları, en iyimser tahminle 30-40 yıl sonra büyük devletlerin ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar azalmış olacak, süper güçleri yeni enerji kaynakları aramaya yöneltecektir; daha doğrusu, çoktan yöneltmiştir bile.. Bugünkü Amerika, bütün hesaplarını yarınki enerji ihtiyacına göre ayarlamaya çalışıyor. Globalleşme ve büyük Orta Doğu projeleri, aslında bu ihtiyaca göre planlanmış, uygulamaya konmuştur.. Kaynaklar tükenince, büyük devletlerin imdadına yetişecek olan tek imkan hidrojen enerjisi olacak.. Amerika başta olmak üzere, diğer büyük ülkeler umutlarını bu hidrojen enerjisine bağlamış, global politikalarını buna göre ayarlamışlar.. Ne var ki, hidrojen enerjisinin elde edileceği en zengin, en uygun ülke de Türkiye.. Bunun içindir ki, Birleşmiş Milletler, hidrojen enerjisi teknolojilerinin araştırılması için, İstanbul'da büyük çapta teknik donanımlı uluslararası bir araştırma ve geliştirme merkezi kurulmasına karar verdi.. Bu merkezin başına da, dünya çapındaki gayretleri ve hidrojen enerjisi araştırmalarıyla tanınan Prof. Nejat Veziroğlu'nu tayin etti.. Merkez, önümüzdeki günlerde İstanbul'da açılışını yapacak ve Başbakan Erdoğan da kurdelesini kesecek .. Kuruluş safhası 5 yıl sürecek olan bu araştırma merkezinin, 2000 dönümlük bir alana yayılacağı, teknik donanımın 250 milyon dolarlık Japonya desteğiyle ve Birleşmiş Milletler'in finansmanıyla gerçekleştirileceği kesinleşmiş gibi.. Neden Türkiye'de? Çünkü, 30 yıldan beri hayatını hidrojen enerjisi çalışmalarına vakfeden ve Miami Üniversitesine bağlı olarak ilk hidrojen Temiz Enerji enstitüsünü kuran bir Türk olduğu için: Prof. Nejat Veziroğlu.. İkincisi, Hidrojen enerjisinin muhafazasında kullanılacak olan bor madenlerinin dünya rezervinin %65'inin Türkiye topraklarında bulunması.. Üçüncüsü, Karadenizin dibindeki yataklarda zengin hidrojen sülfit depolarının bulunması..