Yunus Emre böyle diyor, ama yıllardır, asırlardır yeniden doğamıyoruz... Başkalarının bizden usanması bir yana, biz kendimizden usanmış gibiyiz... Kendi tarihimizden, kendi kültürümüzden, kendi dilimizden... On yılda onbeşmilyon yarattık derken, işsiz, güçsüz, usanmış 15 milyon insan bulduk "yeni baştan." Sonra Bethoven'in 9. Senfonisi'ni dinleyerek, "İşte çağdaş Türkiye!" diye dalga geçenler çıktı aramızdan... Gözü kör olası politika!.. İnsanı nasıl da köreltiyor?!. Her dem yeni doğmak değil, yeniden ölmek geçiyor içimizden... Statükoyu koruma pahasına bizi bizden usandıran bir bezginlik senfonisi... 9. Senfoni'ye inat, cenaze marşı daha çağdaş... "İki günü aynı geçen zarardadır" buyuruyor sevgili Peygamberimiz... Her gün yeni doğarız sözü, bu hadisin yorumudur. *** Oysa, çağdaş dünyada gerçekten de her şey yeniden doğuyor, yeniden yorumlanıyor, yeniden tanımlanıyor... Her şey aslı ve özüyle değerlendiriliyor... Bilim yeni bir anlayışla dünyaya açılıyor... Eski softalığını, bağnazlığını, inançsızlığını, tanrısallığını, akla tapıcılığını bıraktığı gibi, metafizik sınırlarda dolaşıyor... Kuvantum fiziğinin gerçekleri neredeyse aklımızı başımızdan alıp gidecek, yeni açılımlara götürecek... Bilimsel devrimler söz konusu artık... Bilimperestliğe paydos... Aklımızı durduran atom-altı tanecikleri; Carl Gustav Jung'un kolektif bilinçdışı arketipleri, DNA genleri bizi Mutlak Gerçeğe davet eden işaretler... Bilime evet, bilimperestliğe paydos... Gelin biz de kendimizi yeniden doğmaya alıştıralım, usandırmayalım...