Kendisinden başka herkesin yanıldığını düşünenlerden oluşan toplum, her alanda geri kalmaya mahkumdur.. Bu tip kişiler, üreten toplumu değil, didişen ve paranoyak bir topluluğu meydana getirirler.. Böylece, bilim ve sanat değil, hurafe ve korku üretilir.. "Ülkelerin Bilgi Toplumuna Hazır Olma Durumu" araştırmasına göre, Türkiye, 84 ülke içerisinde ancak 50. sırada yer alıyor.. Birbirinden şüphelenen, bakışlarını bir başka bakışa temas ettirmemek için gayret sarfedecek kadar birbirine yabancı ve uzak bireylerden oluşan toplum... Kendine yabancılaşan insanın en önemli problemdir, "güven eksikliği".. Aile ya da toplum içinde, kişilerin birbirine duydukları güvensizlik artıyor.. Bu ise, çeşit çeşit bunalımları, buhranları getiriyor.. Kronik şüphe histerisine yakalananlar, etrafımızda dolaşıyor.. İftiralar, dedikodular, takipler ve suçlamalar adiyattan sayılıyor.. Kişinin kendi ruhunun derinliklerinde yitip gitmesi, kendi ruhuna yabancılaşması, modern çağın hastalığı.. Öyle bir değerler silsilesi ve kadim bir medeniyet düşünelim ki; ilk siftahını yaptığı için, ikinci müşterisini, siftah yapmamış komşusuna gönderecek kadar "diğer-kâm" (özverili) bireylerden oluşsun.. Ne kadar uzak değil mi? Hayır, bu ne bir ütopya ne de bir hayâl mahsulü.. "Veren el, alan elden üstündür.." prensibini hayatına düstur etmek yeter.. Ötelerin ötesine inanmayan, metafizik ürpertiden yoksun bir insanın, benliğinin karanlık zindanlarından kurtulabilmesi çok zor.. İnsanî ilişkileri makineleştiren Dekartçı-Newtoncu görüşün, 20. yüzyıl insanının yabancılaşmasına neden olduğunu, bilmem söylemeye gerek var mı? Albert Camus'nün bir trafik kazasında ölümünü haber alan J.P. Sartre, "Ne kepazelik!" diyebilmiş.. Dehâ da olsa, görünenin kılıfına takılıp kalmış.. Günümüzün araştırmacılarından Danah Zohar, kartezyen şüpheciliği ve Newtonculuğu, insanın yabancılaşmasını körükleyen tarihsel kökler olarak görür. Kuvantum fiziğini ise, getirdiği yeni anlayışla, bu yabancılaşan insan türüne yeni bir soluk getirdiği kansındadır. Haklıdır.. Kuvantumla gelen yeni düşünce, toplumsal, siyasî ya da ekonomik her türlü tespitimizin doğruluğunun kesin olmayabileceğini söyler. Kuvantum fiziği, atom taneciğinin içindeki mikro dünyanın fiziği olarak bize, gördüğümüz her şeyin iç işleyişini ve en azından fiziksel olarak ne olduğunu anlatıyor. Yabancılaşan insanlardan oluşan toplumların, ne sağlıklı ekonomileri olur ne de bilimsel hayatı.. Diyelim ki, "diğer-kâm" insanları hangi medeniyet besledi, bunu unuttuk, bilemedik; bari, Kuvantumdan gelen "bu sese", bu sefer yüzeysel kalmayarak kulak verebilsek!..