Batı mı bizi kurtaracak, biz mi Batı'yı? Globalleşme çağrısı çökmekte olan bir medeniyetin son buluşudur.. Biz nasıl 250 yıldan beri şuursuzca Batı dünyasını taklide kalktıksa, Batı da bilimsel buluşların verdiği şımarıklıkla büyük yaratıcıyı inkara kalktığı için bir büyük boşluğa düştü.. Her bilimsel buluş, sanki onu kendisi yaratmış gibi bir hisse kaptırdı Batı insanını. Kimsenin bir şey yarattığı yoktu.. Yüce Allah'ın yarattığı yasaları buluyordu insanlar.. Tabiatı tanımaya başlamıştı ama, kendi kendisini bütünüyle anlamış değildi.. Batı dünyası akla fazla güvenmenin, aklı putlaştırmanın cezasını çekiyor bugün.. Akıl tapınakları kuracak kadar kendisini tepelerde gören insan müsveddeleri, bugün kendi nefsini ve ruhunu tanımaktan âciz bir hale geldi. Batılı insan bugün bile ruh ile nefsi birbirine karıştırır. Nefis ve ruhun birbirinden ayrı varlıklar olduğunu hâlâ idrak edememiştir. Batı dünyası insanı Homo Ekonomicus derekesine indirgemiştir. Maddî değerlerin, konformizmin hakim olduğu ölçüler kabul görüyor.. Bilim, kapitalizmi körükledikçe, kapitalizm de dinsizliği körüklemeye başladı.. Neyse ki bu uzun sürmedi, maddî değerler insan gerçeği karşısında egemenliklerini koruyamadılar.. Bilimin insanı dik yürüyen, yiyen içen, çiftleşen ve düşünen varlık olarak tanımlaması, son yıllarda geçerliliğini kaybetti diyebiliriz.. İnsan artık düşünen bir hayvan değil, inanan ve düşünce üreten bir varlık olarak tanımlanıyor.. İnsan inanan bir varlık.. Ben yeryüzünde inanmayan insan tasavvur edemiyorum.. Bir sürü ateistten, Allah'a inanmayanlardan söz ediliyor.. Ben onların bile bir şeylere inandıklarına inanıyorum; ne var ki, bu gibi insanlar fantezi iddialarla dikkat çekmek isterler; bal gibi inanıyor, Ancak inandıkları tanrılar başka.. Batı dünyası 17. yüzyılın sonlarına doğru metafiziği inkar eden filozoflar yetirmiştirmişti.. Paul Hazard, Batı düşüncesindeki değişimi anlatırken Conficius'un laik bir filozof olduğuna işaret eder ve "bir filozofun ahlak veya ilim konusunda konuştuğunu işitirseniz, emin olabilirsiniz ki onun anladığı ahlakın dinle; ilminin de kutsal kaynaklarla hiçbir ilgisi yoktur.. Bir adamın filozof olarak yaşadığını ve filozof olarak öldüğünü işitirseniz, kesinlikle bilmiş olun ki, bu adam imansız ölmüştür" der.. Oysa daha sonraki filozoflar metafizik düşünceyi felsefelerinin temeli olarak kabullendiler.. Paul Hazard eski filozofları böyle tanımlıyor ama günümüz psikologları da dinsiz insan olamayacağını bildiriyorlar.. Bir filozof metafizik düşünceyi dışlasa bile mutlaka bir şeye inanıyordur.. Bu şey, Erich Fromm'un dediği gibi, makinalar, bilimsel araştırmalar, "izm"ler, başkalarının bizim üzerimizdeki görüşleri, devlet veya devlet lideri, çeşitli baskı grupları ve politik kuruluşlar da tanrı düzeyine yükseltilip tapınılacak putlar haline dönüştürülebiliyor.. Bazı ideolojilere taparcasına bağlananlar bunun en tipik örneği.. Yazımı rahmetli Peyamî Safa'nın şu sözleriyle bitiriyorum: "İlim vakıaları, din değerleri bildirir. İkisi de ayrı planda iki hakikat sahasıdır.. İlim 'sevmek kin beslemekten daha doğrudur' veya 'iyilik zulme tercih edilmelidir' gibi bir değer hükmü vermez.. İlim bütün arzularımızı gerçekleştirmenin vasıtalarını keşfeder; iyi arzularımızın da kötülerinin de.. Tabancayı polis de kullanabilir, katil de; tercih hükümlerini din verir. Yalnız ahlak gibi bu hükümleri vermekle kalmaz, onun imanını da verir; dinî ahlakın laik ahlaktan daha temelli ve sağlam olması bundandır."