Özgür İnsan

A -
A +

Şanı Yüce Allah (C.C.) ruhlarımıza sordu: "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?.."(1) Ruhlarımız cevap verdi: "Evet.." Yüce Allah sonra göğe ve yere: "İsteyerek veya istemeyerek geliniz, dedi; onlar da isteyerek geldik" dediler. (2) Azimuşşan (Yüce Varlık) yarattığı insana, göğe ve yere bile bir irade hürriyeti tanıyor... İşte İslam'ın özgürlük anlayışı ve işte uğruna canlar verdiğimiz özgürlüğün metafizik boyutu. Özgürlük inancına denk, inanç özgürlüğü. Lahûti âlemden müjdelendiği kesin. İnsanoğlunun halifeliği burada yoğunlaşıyor. Ve bir köleyi azad etmek, onu özgürlüğüne kavuşturmak... İslam'ın tebcil ettiği büyük bir sevap... Yeryüzü bundan daha önemli bir devrim tanımadı. Düşünün, insanlıktan çıkmış bir insanı yeniden insanlaştırıyorsunuz; bunun sevabına denk başka ne olabilir ki? Yanlışlıkla bir insan öldürmenin cezasından kurtulmak için, ancak iki köleyi azad etmek durumundasınız. Bir insan ölüyor ama, iki insan diriliyor, özgürleşiyor... Özgürlüğün insanlık için ne kadar büyük ve vazgeçilmez bir önem taşıdığı, İslam'ın bu emrinden de anlaşılıyor. Böylece, Mâverâ'da başlayan özgürlüğümüz dünyada içimize yansıyor, insanlığımızı kucaklıyor. Bunun içindir ki, hürriyeti, "insanın kendi kişiliğini gerçekleştirmesi" olarak tanımlıyoruz. İslam'da zorlama da yok... Zorluklarla, zorbalıklarla mücadele edişimiz de, Yüce Yaratıcı'nın bize bahşettiği o özgürlük iştiyakından, ihtiyacından değil mi? Özgürlük, bizim on dört asırlık malımız... Filozof Hayek, "Batı, bireysel özgürlüğü 17. yüzyılda keşfetti" diyor. Doğrudur; ama biz, John Locke ve François Marie Voltaire gibi kanun himayesinde bir özgürlük değil, adaletin ve hukukun güvenlik şemsiyesi altındaki özgürlük fikrini kendimize daha yakın buluyoruz. Hatta, kanunla özgürlük arasında bir ilişki dahi kuramıyoruz. Çünkü, düzeni koruma iddiasıyla çıkarılan kanunlar, çoğu zaman özgürlükleri kısıtlamaya yarıyor. Ancak, hukukun kanunlarda aradığı kesinlik vasfı gerçekleşmişse, o başka. Çünkü o takdirde kanun, hukukun bir parçası (lazım-ı gayr-ı müfariki) haline gelmiş demektir. Hukuk felsefesinin ruhu ve kalbi de orada çarpar: Hakk'ın hukuku, Hakk'ın adaleti ve özgürlük kaynağı... Gerçek hürriyetin öteler ötesinden aldığı bir kutsallık var. Hürriyet bizim mukaddeslerimizden. Biz onu, şuradan buradan değil, kendi kitabımızda bulduk. İnsan hakları derken, bu deyim metafizik haklarımızı da içermiyorsa, eksiktir. Rabb'ül Âlemin ister bu dünyayı, ister öteki dünyayı veya her ikisini birden seçme hakkını vermiş bize; seçmede serbest bırakmış bizi. Peki, biz ne kadar hür ve nereye kadar kuluz? Bu dünyadaki kulluğuyla övünenler var. Oysa bir büyüğümüzün dediği gibi, "Bu dünyadaki kulluk gururunu unutacaksın ki, öteki dünyada Hakk Teala'ya gerçek manada kulluk edesin" Kulluk... O da bir nasip meselesi... Hürriyeti önce ruhumuzda arayacağız, sonra kafamızda. Gerçekten hür ve bağımsız düşünebiliyor muyuz? Önyargılardan, klişe sloganlardan, kalıpçı şemalardan, pratik zekanın zorladığı konformist eğilimlerden azade miyiz? Her insanın iyi ve kötü yanları var; kötülüklerden kurtulmak, iyiliklere yönelmek bir nefis muhasebesidir... İyi yanı üstün gelen, yani Allah'ın buyruklarına uygun yaşayan, içindeki kötü huyları bastıran, kontrol altına alan, dizginleyen insan Özgür insandır. (1) A'raf Suresi, 172. âyet - (2) Fussilet Suresi, 11. âyet

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.