Türk toplumu enflasyon sözünü 1970'lerde öğrendi.. Öğrendi ama, bunun insanları fakirleştiren bir âfet olduğunu, cebindeki paranın pula dönüştüğünü görünce anladı. Bu da birkaç yılımızı aldı, fazla değil.. Hele bir devalüasyon sözü var ki, bizim köylümüz onu "develi afyon" diye bellemiş; dili dönmüyor fukaranın.. Devalüasyonu öğrenmek kolay olmadı.. Durup dururken insanın cebindeki para nasıl değerini kaybederdi.. Cepteki para nasıl eksilirdi.. Fakir köylümüzün kafası buna yatmıyordu.. Milleti enflasyon ve devalüasyona inandırmak için bayağı uğraş verildi.. Özelleştirme kelimesine gelince; millet bu fenomeni sekizinci Cumhurbaşkanımız Turgut Özalla keşfetti.. Bu sözcük daha önceleri yasaklanmıştı.. Çünkü vatan ihâneti gibi birşey sayılıyordu.. Aslında kelimenin etimolojisinden böyle bir anlam çıkarmak mümkün olmamakla beraber, ilk zamanlar bu manada telaffuz edilir oldu.. Rahmetli Özal, gözümüzün içine baka baka, "Boğaz Köprüsünü özelleştireceğim" diyordu.. Hatta daha da ileri giderek satacağını iddia ediyordu.. İnanılacak gibi değildi, ama karşımızdaki insan da bir parti başkanı idi; ona inanmayacaktık da kime inanacaktık.. İşte tam o sırada CHP'nin başında bulunan Necdet Calp, bir TV kanalının liderlerle yaptığı açık oturumda Özal'ın yüzüne karşı, "Satamazsın; milletin malını sattırmam" derken daha haklı, daha inandırıcı görünüyordu bize.. Çok geçmeden köprüler satılıverdi; demir ve çelik teller yerinde duruyordu ama, mal bizim değildi.. Zaten bizim değildi; eskiden de para verip geçiyorduk, sonraları da parayla geçer olduk; değişen bir şey olmadı.. Gel zaman git zaman, evimizdeki elektrik de satıldı, kulağımızdaki telefon da.. Artık özelleştirmeye alışmıştık.. Kolay olmadı ama alıştık.. Bakın, "parite" çok önemli bir tabirdi.. Özal gelinceye kadar kimse bu kelimeyi ağzına alamıyordu.. Döviz kelimesini öğrenmiştik ancak, parite korkutucu bir kelamdı.. "Borsa" kelimesinin de literatürümüze girişi aynı yıllara rastlar.. Borsa eskiden bir semtin adıymış.. Hatta bazı sarraflara da borsacı derlermiş.. Çok çok eskiden piyasa kelimesiyle yanyana kullanılırmış.. Ekonomi, yabancımız değildi; ancak "finans" kelimesi işin içine karışınca bunun ciddî bir disiplin olduğu ve ağır bir ders olarak üniversitelerimizde okutulduğu anlaşıldı.. Biz bu belalı sözleri, bu netâmeli tabirleri hep sonraları öğrendik.. Eskiden rahatımız yerindeydi.. Ne enflasyonla uğraşıyorduk, ne de devalüasyonla.. Kendi kanatlarımızla uçup gidiyorduk.. Birileri nakitten bahsedince, ötekiler "Hayır olmaz, 'kredi' ile işi halledelim" diyordu.. Kredi neydi, nakit neydi bunları da İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra öğrenmiştik. Son krize gelinceye kadar, krizin ne olduğunu da pek bilmezdik. Meğer ekonomik çöküntülere "kriz" deniyormuş.. Ve en sonunda öğrendik ki, bu gibi krizler tıpkı sokakta birisine çarpmış gibi bir tek kelimeyle geçiştirilebiliyor. - Pardon.