Raylar üzerinde düşünmek

A -
A +

Aslında önyargılarla boğuşuyoruz. Bir önyargılar ülkesi oldu Türkiye. Herkes cumhuriyetçi, herkes demokrat, herkes laik, hatta herkes hukukun üstünlüğüne inanıyor; ama, yine de herkesin kendine göre bir Türkiye'si var: Önyargılar üzerine oturttuğu bir Türkiye. Bu yüzden herkes kavgalı. Aslında kavga ve gürültü koparılmasa, buna pekâlâ "demokrasi" de diyebilirdik. Herhâlde bunun adı da, önyargılar demokrasisi olurdu. Aslında, düşünce kalıplarıyla yönetiliyoruz. Bu yüzden herkes kendi düşüncesinin doğruluğuna inanıyor. Bir ikinci doğrunun varolabileceğine ihtimal vermiyor; ihtimalsiz, âdetâ dört duvar arası bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden ihtilaflı olmayan bir fert, bir dernek, bir parti, iki bürokrat bulmanız mümkün değil. Ülke düşünce kalıplarıyla idare ediliyor. Kelepçelenmiş önyargılar var kafatasımızda. Toplumsal raylar üzerinde yürüyor gibiyiz. Biri hukuk devletini savunur, öteki devlet hukukunu. Oysa önce "devlet olma" gerçeğini düşünen yok. Ters bir düşünce, değişik bir teklif, önyargılara çarpar, düşünce kalıplarının vidaları daha da sıkılaştırılır. Bizde düşünce üretilmez, düşünce kalıpları yontulur. Aynı üniversitenin profesörleri birbirleriyle kavga halindedir. Sağ duyunun geçerli olmadığı üniversiteler ülkesidir burası. İmam-ı Gazali'nin, Ebu Hanife'nin mantık derinliğinden, İmam-ı Rabbani'nin düşünce soyutlamalarından eser kalmamış. Fuzûli'yi anlama imkanımız yok. Yunus'u, Mevlana'yı ise 700 yıl sonra anlayabildik. Tabii, bugünkü toplumumuzdan bahsediyorum. Bu büyük dehâlara rağmen, barış içinde yaşamayı öğrenemediğimiz içindir ki, insanlarımız hep kavgalı, hep tartışmalı bir ortamda yaşıyor. Karşılıklı konuşma adabı, fikir tartışması, düşüncelere saygı eğilimi, kıskanmama asâleti uçup gitmiş... Yabancı odakların döşediği raylar üzerinde kaymaya alışmışız. Hepimiz birbirimizin boşluğunu yakalamaya çalışıyoruz. Ve, yakalar yakalamaz, karşımızdakini linç etmek geçiyor içimizden. Uzlaşma kültüründen mahrumuz... Önce tarifler üzerinde anlaşalım diyoruz; bir sürü tarifler çıkıyor karşımıza... Tarifleri tarif edemiyoruz. Gelin gerçekleri düşünelim diyoruz; bu sefer önyargıların barikatlarıyla karşılaşıyoruz. Daha doğrusu fikir üretemiyoruz. Düşünemiyoruz. Bu kadar önyargılı insan yetiştirme kolaylığı varken, düşünmek gibi angarya bir işle neden uğraşalım?!. Bu yüzden, gerçeği kabullenme yollarımız kapanmış. Siyahla beyaz arasında tercihe zorlanıyoruz. Aradaki tonlar ve diğer renkler görmezlikten geliniyor.. Kolay mı kafalarımızdaki vidaları sökmek? Düşünce kalıpları tepemizde dururken (?)...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.