Statokrasi

A -
A +

Bizde öyle aydın geçinenler var ki, alışık oldukları düşünce kalıplarını, daha doğrusu ön yargılarını sarsmaya kalktınız mı, arı kovanına çomak sokmuş gibi olursunuz.. Bunlar, içinde bulundukları düşünce konforunu bırakmak istemezler.. Statükocu olmak veya alışılmışı tekrarlamak daha kolay onlar için.. Bu yüzden her ortalama aydınımız eşi bulunmaz bir statokrattır bu ülkede.. Mesela bizim ortalama aydınımız "modernizm"i bilim dünyasının vazgeçilmez bir sembolü gibi görür.. Modern olan her şeyi aynı zamanda bilimselliğin bir gereği olarak algılar.. Bunlar derin düşünmekten, kartezyen mantığın dışına çıkmaktan korkarlar.. Çünkü kartezyen mantığın dışına çıkmak zihnî tırmanışları gerektirir.. Normalin üstünde bir zekâ seviyesi ister. Yalnız ortalama aydınlarımız değil, bilim adamlarımız da pozitivist, rasyonalist mantığın sınırlarını aşamamışlardır.. Deskartes'in mantık iklimini ve Newton'un mekanistik kâinat anlayışını aşan pek az bilim adamımız var.. Mekanistik paradigma bizim bazı bilim adamlarımızda sarsılmaz bir inanç haline gelmiştir. Oysa mekanistik kâinat anlayışı, bilim tarihinde sınırları belli bir zaman ve mekan parçasındaki gelişmeleri ifade eder.. Newton'un mekanistik dünyasının bilim tarihinde çok önemli bir yeri olduğunu, bugün bile bilimsel çalışmalarda temel ilke olarak kabul edildiğini kimse inkar edemez.. Ancak bu hal, mekanistik gerçeğin ötesinde başka mantıklar, başka paradigmalar olmadığını göstermez.. Eğer bilim dünyası Newton yasalarını Kuvantum fiziği ile aşmasaydı, bugün ne makro cosmosda ne de mikro cosmosda olup bitenlere yaklaşamayacaktık.. Nitekim bizim bilim adamlarımızın bir kısmı hâlâ mekanistik fizik anlayışında kalmış, yeni bilim anlayışını ve değer yargılarını kabullenememişlerdir.. Pozitivizm ve rasyonalizm konusundaki bu ısrar Batı bilim dünyasını 200 yıldır materyalist düşünce akımlarına kaptırdı. Batı dünyası fizikötesi ruh dünyamızı bile hâlâ mekanistik yaklaşımlarla, pozitivist denklemlerle açıklamaya çalışıyor.. Batılı psikiyatristler iki asırdır, nefis rahatsızlıklarının (onlara göre ruhsal rahatsızlıklar) organik sebeplerini araştırıyorlar.. Oysa şimdi, organik rahatsızlıkların nefsânî sebepleri (psikosomatik sebepleri) ortaya çıktı: Stress.. Pozitivist felsefe, psikanalizcilere "ruhu araştıran" bir cerrah gibi bakıyorlardı.. Oysa bugünkü psikanalizciler din psikolojisinin derinliklerini keşfe çalışıyorlar.. Ayrıca bunların Allah'a inanmayanları bile "parapsikoloji"nin varlığını kabul ediyor.. Onlar bile kendi içimizde, genlerimizde, atomaltı ve nebülozların ötesinde pozitivizm ile, Kartezyen mantıkla, Newton'un mekanistik kainat görüşüyle açıklanmayacak gerçekler olduğunu itiraf ediyorlar.. Rahmetli Hilmi Ziya Ülgen "çok değerli mantıklar" dünyasını Türk aydınlarına tanıtırken aydınlarımızın düşünce kalıplarına, tabulara ve ön yargılara kapılmamalarını istiyordu.. Çünkü her değişik mantık sistemi, kendi yanlışını doğru kabul eden yeni bir paradigmaya dönüşüyordu.. Bilim dünyası eğer bu yeni paradigmalara açılmamış olsaydı, belki de hâlâ pozitivizm yobazlığından kurtulamayacaktık..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.