Filozof Taine, estetiği, sanatı ve ahlâkı bile determinizme bağlayacak kadar pozitivizme inanmış bir düşünürdü. Çok genç yaşta Hıristiyanlığı reddetmiş bir ateistti.. Aklı ilahlaştıranların öncülüğünü yapan bir pozitivistti.. Bizim Genç Türkler'imizin Taine'den çok etkilendikleri anlaşılıyor.. Yeni araştırmalar, bugünkü bazı aydınlarımızın kültürel arka planında Taine'den etkilenen Genç Türkler'in büyük çapta rolü olduğunu gösteriyor.. Bugünkü Laiklik anlayışındaki katılığın, daha doğrusu kökten laikçiliğin dayatıcı karakterinin bu kültürel arka plandan kaynaklandığını söyleyenler pek haksız sayılmamalıdır.. Taine'nin aklı ve bilimsel araştırmaları Mutlak Hakikat'a varmanın bir aracı olarak görmesi 20. yüzyılın başlarında iflas etmiş bir görüş haline geldi.. Akla ve bilime tapınma olayı 20. yüzyılın başlarında Batı aydınlarının terkettiği bir tutum oldu.. 1930'larda konferanslarından birinde Karl Popper, "ben bilime hayranım ama bilimperest değilim" diyordu.. Batı aydını, Kuvantum ve Einstein fiziğindeki devrimlerden sonra dine karşı ters bakışını değiştirmiş, daha yumuşak bir laiklik anlayışı hakim olmuştur.. Bizim bugünki aydın kuşaklarımızın çoğu Batı'daki bu gelişmelerden habersiz kaldığı için hâlâ Taine'nin determinist dünya görüşünde ısrar ediyorlar.. Bugün Türk aydını bir çıkmazdadır.. Kültürel arka planındaki bu Frenk Meşrep Sendromdan, bu arketipik dürtülerden kurtulamıyor.. Eğitim sistemi böyle kurulmuştur. Taine'nin aklı tanrılaştıran tutumuna isyan eden Filozof Alain: "Sonunda nazarımda bütün deliller şerefsizdir" diyerek rasyonalizmi reddeder hale gelmiştir.. Böylece bir izm daha sona ermiş, ama benim aydınımın tabuları hâlâ yıkılmamıştır..