Terör savaştan beter

A -
A +

Çocukluğumuz 2. Dünya savaşıyla geçti.. Ekmek karneye bağlanmıştı.. Fırınların önü bazen öyle kalabalık olurdu ki, 250 gram ekmeği almak için uzun uzun beklemek zorunda kalırdık.. Sırayla kuyrukta bekleme âdetimiz olmadığı için itiş kakış olur, kümeleşirdi insanlar.. Aileler daha çok çocuklarını gönderirlerdi bu azaptan kurtulmak için.. Savaş canımıza okumuştu.. Savaşmıyorduk ama, savaştaymışız gibi yaşıyorduk.. Buzdolabı olmadığı için yiyecekler tel dolaplarda muhafaza edilirdi.. İstanbul'un nüfusu 700-750 bin dolaylarındaydı.. Uskumrusu, istavriti ve meyvesi bol bir İstanbul'da geçiyordu çocukluğumuz; fakirdik ama savaşın kanlı yüzünü göstermediler bize.. Akşam oldu mu herkes radyosunun başına geçer, Alman ordularının oraya buraya saldırılarını dinlerdi.. Berlin ne diyor, Londra ne anlatıyor diye kulak kesilirdi büyüklerimiz.. Bugünkü gibi karamsar değildik okul sıraları bize peynir ekmek gibi geliyordu.. Zaman zaman Hitlerin Yahudilere yaptığı mezalimi duyuyor, savaşta olmadığımızın nimetini bilemiyorduk.. İstanbul, bir medenî şehirdi.. Temizdi. Dışarıda savaş vardı ama, bizim de Harbiye-Fatih, Maçka-Tünel, Şişli-Beyazıt arasında işleyen pırıl pırıl tramvaylarımız vardı.. Bayılırdık tramvaya atlamaya.. Savaş umurumuzda değildi.. Orta okulu bitirmek iş bulmaya yetiyordu o zamanlar.. Lise öğrencisi olmak bir şerefti aile için.. Allahım ne güzel günlerdi.. Dış Dünya'da milletler birbirlerini yerken büyüklerimiz bize âdâb-ı muâşeret kitabı okutuyorlardı.. Birgün sokakta kötü bir söz duymuştum adamın birinden.. Şaşkın şaşkın evde ablama anlatmıştım da, rahmetli lavaboda ağzımı yıkatmıştı.. Hitler Rusya'ya saldırdığı zaman bizim nesil o zaman "kuşak" denmediği için "nesil" diyorum parklarda "polis amca"lardan güzel hikâyeler dinliyordu.. Polisten korkmuyorduk.. Polis devletti.. Şimdiyse devletten korkar hâle geldik ne tuhaf!.. ¥¥¥ 60 yıl geçmiş aradan; yine bir dünya savaşı yaşıyoruz.. Daha doğrusu bir dünya terörü yaşıyoruz.. Yemen kökenli bir Arap: Bin Lâdin, Usame bin Lâdin.. Dolar milyarderi.. Diğer petrol milyarderi Arap aileleri gibi, parasını zevk-ü sefâda yemek varken nîzâm-ı âlem için New York'taki Dünya Ticâret Merkezini, Washington'daki Savunma Bakanlığı'nı uçaklıyor.. 7000 masum insanı öldürüyor ve "Filistin kurtulmadıkça dünya ve özellikle Amerika rahat bırkılmayacak" diyor.. Dünyanın 3/4'ü adama terörist diyor; 1/4'ü de mücahit.. Benim bildiğim mücâhit, masum insanları öldürmez.. Savaş halinde olduğu İsrail'i, Telaviv'i uçaklasaydı bir diyeceğim olmazdı.. Ama o İsrail'i başımıza bela eden Amerika olduğu için New York'u, Washington'u uçakladım, diyor.. Peki 7000 masum insanın günahı neydi? Kaldı ki, dinimiz, bir kişiyi haksız yere öldürenin bütün insanları öldürmüş gibi cezâlandırılacağını söyler.. Al sana şimdi yeni bir dünya savaşı.. Kim bilir ne kadar masum insan ölecek, o terör ve bu savaş yüzünden.. Bize gelince.. İkinci Dünya Savaşıyla Üçüncü Dünya Savaşı arasına sıkıştırılmış bir ömür geçirdik gidiyoruz.. Yüce Allah, çocuklarımızı terörün şerrinden korusun... Taarruz mu, saldırı mı? Mutlaka sizin de dikkâtinizi çekiyordur. Savaşla birlikte, taarruz, harekât, ittifak, muharip, müdafaa, ikmal, talim gibi nisyâna terkedilmiş kelimeler geldi gündeme.. Unutulan Türkçemiz meğer ne kadar zenginmiş.. Ne var ki evvelce biz bu kelimelere günlük gazetelerimizin bulmacalarında rastlıyorduk.. Neyse ona da, buna da şükür.. Dikkatimizi çeken bir başka kelime de "Saldırı" sözcüğü.. "Taarruz" ve "hücum" karşılığı kullanılan bir sözcük ama, sanki mütecaviz, tarafı anlatıyor gibi; saldırganlık tarafı ağır basıyor.. Taarruz anlamını vermiyor.. İnsanlar birbiriyle savaşmalı ama birbirine saldırmamalı.. Saldırı vahşî hayvanlar arası kullanılan bir sözcük.. Bence...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.