Uzlaşma kültürü

A -
A +

Açık oturumlar, uzlaşma kültürümüzün aynaları.. Ne var ki, yanlış sorular ve yanlış yönlendirmeler bu açık oturumları bazen toplumsal uzlaşmazlığın kaotik ortamına dönüştürüyor.. Sorular yanlış kuruluyor.. Yanlış kurulunca, yanlış cevaplar alınıyor ve zaman ilerledikçe konu dağılıyor sapmalar oluyor.. Hele bazen öyle anarşik maksatlı sorular oluyor ki, kavgalaşmadan yanıtlamanız mümkün değil. Köhnemiş izm'ler yatar böyle soruların altında.. Güncel konulara saplanmış kafalarla başlayan açık oturumlardan yararlı sonuçlar alamazsınız.. Dakikalar ve saatler boşuna harcanmış olur.. Oysa açık oturumların en fazla muhtaç oldukları şey zamandır.. Oturumu yönetenler zamanı öyle kullanacaklar ki, saatler dakikaları, dakikalar saniyeleri değerlendirecek.. Soruları doğru sormak zorundayız.. Doğru cevap almaktan başka bir hesabımız yoksa.. ¥¥¥ Toplumsal uzlaşmanın belirli bir kültür sürecinden geçmesi gerekir.. Daha doğrusu, belirli bir kültür sürecinden geçtikten sonra toplumsal uzlaşmanın doruğuna varırsınız... Uzlaşma kültürünün doruğa vardığı toplumlarda, yanlış sorular sorulmaz.. Bir soru yanlışsa düzeltilir.. Doğru sorular soracaksınız ki, tartışmanızın bir anlamı olsun, bir yararı olsun.. Kavga ayrı şey, tartışma ayrı şey.. ¥¥¥ Bilmem hiç dikkat ettiniz mi? Seyircisi olan açık oturumlarda iki taraf oluyor: "A" ve "B" trübünleri.. Seyirci sayıları hemen hemen aynı oranda.. Ekrandaki izleyicilerin %99'u "A" tarafının görüşlerini desteklediği halde, salonda %1'i temsil eden karşı "B" grubuna da aynı derecede söz hakkı veriliyor, milyonlarca izleyici tesir altında bırakılıyor.. Seçimlerde ve anketlerde halktan oy alamayan "B" grubu % 50 oy hakkına sahip oluyor.. Ankormanlar bu işin farkında mı, değil mi bilemeyiz? Bu şartlar altında amacı toplumsal uzlaşma olan açık oturumlardan beklenen sonuçlar alındığına nasıl inanacağız? Kâinatın Efendisi Geçen hafta sonunu, sevgili Mehmet Oruç'un yayınladığı "Kâinatın Efendisi" kitabını okumakla geçirdim.. Sıkıntılı saatler geçirmiştim.. Okudukça içim açıldı; okudukça içim ferahladı.. Anladım ki, dünya işlerine fazla dalmışım. "Hiçbir insanın Peygamber Efendimizi medhedecek gücü yoktur" buyuruyor bir büyüğümüz.. Yüce Allah'ın seçtiği bir mübarek insanı medhetmek kimin haddine.. Kim güç yetirebilir ki O'na.. "Sen olmasan, sen olmasan kâinatı yaratmazdım" övgüsünü kazanmış sevgili Peygamberimizi sahâbelerin dilinden dinlemek ne güzel.. Hepimiz teşekkür edelim Mehmet Oruç'a; İslam'ı bugünkü çarpık yorumlardan asıl kaynağına götürdüğü için..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.