Türkiye bir büyüğünü, ender yetişen evlatlarından birini kaybetti, genç yaşta.. İnançlı; Kitab'ına bağlı; toprağına âşık; ötelerden süzülen, ötelere çağrılı ruh güzellikleriyle, huzur serpen Mekarim-il-Ahlak ile yüklü derviş mizaçlı bir gülüşü kaybetti Türkiye.. Doğumla ölüm arası dünyevi değerlerden, değerlendirmelerden kurtulmuş bir duruşu vardı aramızda Sevgili Yalçın'ın.. İnanç kelimesi soyut bir kavram.. Yalçın'ın tebessümünde somutlaştığını görürdük inancın.. Büyük bir düşünürdü Yalçın.. Kafasıyla kalbini barıştırmış, analitik düşünce yeteneğine sahip, kalp gözleri açık, cüceler mantığına meydan okuyan bir ruhtu o.. Aklın deterministik eğiliminden rahatsızlık duyan, önyargılardan, dogmalardan kurtulmuş, aşkınlık yolcusu (Kârıban-ı Rah-ı Tecrîd) bir mücahitti.. Sâkin ve derûnî mizacına rağmen çâlâk ve keskin bir kalemi vardı Yalçın Özer'in.. Doktordu ama, yazarlığı seçmiş, pek az meslekdaşımıza nasip olan başyazarlıkla başlamıştı basın hayatına.. "Sen basının mütebessim yüzüsün" demişti. Zeynelâbidin Erdem Ona.. Gerçekten de öyleydi.. 7. Cumhurbaşkanımız Kenan Evren'e de aynı sözleri söylemişti içimizden birisi; Yalçın ve gazetemizde çalışanlar için.. İstanbul'u sevdirememiştik Yalçın'a, Ankara ve Bağlum yetiyordu ona.. Garip gelmiş, garip gidenlerdendi Yalçın Özer.. Sezaî'nin dediği gibi; "yaşıyormuş gibi yaşıyordu" aramızda.. Ölümü de öyle oldu: Ölüyormuş gibi öldü.. Rahmet-i Rahman'a kavuştu Yalçın.. (Ailesine ve Metin kardeşim başta olmak üzere bütün İhlas camiasına cenab-ı Hakk'dan sabr-ı cemil niyaz ederim.)