(Bu yıl yine Guinness Rekorlar Kitabı'na çalıştık...) * Müjdat Gezen, "Galiba Ben Sanatçıyım" kitabı piyasaya çıkmadan beşinci baskıyı yaparak, bu dalda "Kız Tavlama Sanatı" adlı kitapçığın rekorunu ikiye katladı... * Sanatçı İbrahim Tatlıses, "Tek" kelime ile 2 dakika 49 saniyelik şarkı yaparak "Dünyanın kelime dağarcığı en düşük parçası" rekorunu kırdı... * Yorumcu Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka, 1 saat 17 dakikalık programda birbirlerine toplam 182 kez "hocam" diyerek, 45 kişilik bir sınıfta basit bir soru için "hocam" diye yükselen parmakları geride bıraktı... * Oyuncu Pınar Altuğ'un Çocuklar Duymasın, Pınar'la Yemek Zevki, Pınar'a Gel Ki Görem setlerine gönderilen muhabir sayısı, yamacımızdaki Irak'a gönderilen gazeteci sayısını 10'a katladı... * Partililerin barışa, dostluğa, kardeşliğe davet edildiği CHP toplantısında, normal zamandan 3 katı fazla kafa göz yarıldı... * Politika yaparken 2 kelime arasında 3 saniyelik duraklamalar veren Mesut Yılmaz, siyaseti bıraktıktan sonra bu süreyi 1 saniyeye düşürdü... * Bir parti başkanının, koltuk kendisini beklerken görevi bırakması, bir başkasının kendisi isterken koltuğun onu bırakması aynı güne denk geldi... Ctrl... Alt... Del... Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?... Hiç vaktiniz yok "Fast live", "fast food", "fast music", "fast love"... Dikte ettirilen, "yükselen değerler", "in"ler, "out"lar... Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi... Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar... Size sesleniyorum... Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten, ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?... ... Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?.. İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?... Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?.. Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?.. Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını... ...Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?.. Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?.. Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?.. Hayat ıskalamayı affetmez... Keşkelerle, tühlerle baş başa kalmadan önce... ... "ne acı ve ne çelişkidir ki böyle bir yorumu yine bilgisayardan iletiyorum..." diye noktalıyor satırlarını tiyatronun ustası Müşfik Kenter... Tek kişilik oyunların Türkiye'deki en büyük duayeni Müşfik Kenter... Bu çağın çocuklarının çıkaracağı ders; "hayatta 'back' yoktur..." * bizimkiler (Ya piyango Bizimkiler'e çıkarsa?..) * Dündar Abi; "Ben hiç bilet almam... Yine de her sene sanki bana çıkacakmış gibi içimde bir his olur..." * Fatih; "Bana her ay çıkıyor zaten piyango... Kayınpeder ve kayınvalidenin emekli maaşları bize geliyor biliyon mu?..." * Tuncay; "Ne piyangosu abicim?... Üç yıldır traktörün yağını değiştiremiyoruz zaten..." * Necmettin; "Biliyorsun babama sözüm var... Hem Adıyaman'dan, hem İstanbul'dan evlenecem..." * Emin; "Kendi ufak tefek ihtiyaçlarımı karşıladıktan sonra, etraftaki Beşiktaşlı arkadaşlara dağıtırım..." * Ercan (Çaycı); "Bir ev, bir de araba alır, kalanı bankaya yatırırım... İşime hobi olarak devam ederim..." * temelin yeri Temel, babası Dursun'un izin vermemesine rağmen gizli gizli boks yapmaya devam ediyormuş... Bir gün ringde yüzü gözü parçalanmış, çok ağır darbeler almış... Herkesin yatmasını bekledikten sonra eve girmiş... Banyoda yüzüne güçlükle pansuman yapıp, ilaç merhem koymuş ve bantla yapıştırıp yatmış... Sabah babası öfkeyle uyandırmış; "-Dün yine boks maçı yaptın değil mi?..." -Asla dövüşmedim... "-Yaptın yalan söyleme... O aynada yapışık bantlar ne öyle ise?...