Aha buraya yazıyorum...

A -
A +

Size şimdiden söylüyorum... Şu savaş bir başlasın, olayın bize (medya plazalara) bir zarar getirmeyeceğine inanılsın, Türk basını üç-beş savaş çocuğunun enstantanelerine yer vererek görevini yerine getirdiğine inansın, kısacası savaş benimsensin, işin cılkı yine çıkacak... Daha şimdiden ucundan-bucağından "dram"ı sulandırmaya başladık... Saddam'la Bush'un ayakkabıları aynıymış mesela... İtalyan'mış, çifti bin dolarmış, üç ayda imal ediliyormuş, el yapımı, dana derisi, klasikmiş... Önümüzdeki günlerde seyredeceğiniz ve okuyacağınız haberlerde, Saddam'ın mı, yoksa Bush'un mu daha çekici olduğu ortaya çıkacak... Hangisinin daha sağlıklı, hangisinin daha merhametli, hangisinin daha beyaz ve yumuşak olduğunu öğreneceksiniz... Sevdikleri aktörlere, beğendikleri renklere, burçlarına, diyetlerine, özel zevklerine, ıssız adaya düşünce neler yapacaklarına kadar gidecek iş... Yazın bir yere... Bu medya, bir yandan "Savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz" kampanyaları ile dünya barışına ışık tutarken, bir yandan nefret için çanak tutacak... Bizimkiler barış için ellerinden geleni yaptıklarını her fırsatta söyleyecek... "Biz olmasak kan gövdeyi götürecekti", "Bundan iyisi can sağlığı", "Maddi kayıbımız var ama, telafi ettireceğiz, söke söke alacağız" diyecekler... Yazın bir yere... Entel ve okumuş kesim de kendi çapında savaşı protesto edecek... "Bush beyinlinin biri", "İnsanoğlu Bush misali" ve "Bush'u Bush'una savaşma" diye ilanlar verip, havanın sıcak olduğu günler meydanlara çıkacaklar... Hamdi Alkan Saddam, Levent Kırca Bush olacak... Ürününü övmek isteyen firmalar rakip firmayı Saddam yerine koyup reklam filmleri çekecek... Bu medya "Savaşın En Güzel Kızı"nı tesbit edecek, gözleri yeşil, çakmak çakmak... "Kıymayın" diyecekler... Sonuç ne olursa olsun; Saddam savaşın suçlusu olarak kalacak... Ölen binlerce insanın katili, kin duyduğu, nefret ettiği, ettirildiği adam olacak... Güçlü olan, gücü yettiğinden istediğini alacak... Gücü yeten, güçsüz olandan istediğini alırken, kayıplar verecek... Güçsüz olan, gücü yetmediğine kafa tutarken vatanından olacak... Muhtaç olanlar; güçlü olanları, gücü yetmeyenlere hissettirmeden destek verecekler... Böylece tarihte belki de ilk kez toplumun karakterine ters düşerekten "güçlünün yanında" olunacak... ...Ve perde kapanacak... Temel'in yeri Temel hastalanmış ve doktora gitmiş... Tahliller, filmler derken hastalık çıkmış... Perhiz yapması gerekiyormuş... Üzgün üzgün eve gelince Fadime sormuş; "-Anlat bakalım Temel, doktor ne dedi?..." -Ne diyecek, hiçbir şeyin tadı kalmadı. Bana perhizlisin, günde iki köfte ancak yiyebilirsin dedi. Ben iki köfte ile doyar mıyum?... "-Temel dediğin şeye bak... Ben sana köfteleri büyük büyük yaparım..."  Ölüm döşeğindeki Temel, son nefesini vermekte olduğuna inanıp ve can havliyle bağırdı; "-Fadime, Fadimeee... Ölüyorum çabuk gel..." Yan odadan Fadime'nin sesi duyuldu; "-Efendi gelemem... Biliyorsun ölülere bakamıyorum..."  Temel'le Fadime bir gün yine kavgaya tutuşmuşlardı. Fadime bağırarak dedi ki; -Heriiif, herif... Sen iyiliklerimi ödemek için beni omuzlarında taşımalısın... Temel soluklandı ve; "-İnşallah kadın... Allah bana o günleri de gösterir..."  Temel patronunun karşısına dikilmiş; "-Efendim cenazem var bana bir izin..." -Cenazen mi var?... Başın sağolsun. Kim öldü?... "-Ninem..." -Ninem mi?... İki senede bu üçüncü ninenin ölümüyle ilgili izin isteği... "-Doğru söylüyorsunuz ama ne yapayım?... Dedem karısı öldükçe yeniliyor, o da ölüyor..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.