Irak'taki kafileyi karşımızda görünce çok sevindik tabii... Kavuşturana yapılan "şükür"ün en içten geldiği anlardı... Dile kolay, "şavaşta 32 gün"... Biz "Nasıl bir şey savaşı görmek" diye aval aval bakarken, Osman görevini yapmanın gururunu yaşıyordu... Rica minnet savaşın bu sayfayı ilgilendiren kısmını anlattırdık... 28 gün askerlik bedelli askerlik yapan, Osman'ın 32 günlük savaş hatıraları; H En sakin günlerden birinde, oturmuş otelin bahçesinde çay içiyoruz. Türk gazetecilerden biri gelen telefona sinirleniyor, "Kardeşim burada insanlar ölüyor... Bu saatte aranır mı?... Ben çelik yeleğimi mi giyeyim, size cevap mı vereyim"... H Otelin bombalandığı gün bir kargaşa oldu... Kaçanlar, makinasını kapıp çekim yapmaya başlayanlar, eli-ayağı sıkışanlar, bağırıp çağıranlar... Bir baktık bizim çaycı da masanın üstündeki 5 tane boş bardağı kapmış kaçıyor... H Amerikan askerleri Bağdat'a girince bizim çadırın bulunduğu yere geldiler... İrfan Abi hepsini kovdu, "Hadi siperinize gidin , sizin yüzünüzden bizi vuracaklar" diye... H Türk canlı kalkanlardan Erdoğan, Amerikalı askerler girince, "Gidin buradan, sizin buraya girmeye hakkınız yok, go home, go home" diye tepki gösterdi... Amerikalı askerler "Shut up" diye bağırınca, "Ben sizin dilinizden anlamıyorum, Türkçe konuşun" dedi... H Yabancı gazetecilerden biri de, çatışmadan çıkmış bir asker sigara yakınca uyardı, "Sigara sağlığa çok zararlı"... H İrfan abiye bir şey söyleyeceksiniz en az bir bomba gürültüsü kadar bağırmalısınız yoksa duymaz. Kulaklarının otomatiğe bağlamış küçük sesleri duymuyor. H Gelmeden birkaç gün önce haber için aradılar... Ben İrfan Abi'nin yazdıracağını söyleyince İstanbul diretti, "Sen yazdır, zaman yok" diye... Ben de "Bugün izinliyim, İrfan Abi gelip yazdırsın" dedim... H Gece yatarken atılan füzelerden, yattığımız otel salıncak gibi sallanıyordu... Bir gece yine sallanmaya başlayınca Faruk, "İteleme abicim" diye yanında yatana çıkıştı... Saddam'ın Sarayı'ndan zerre kadar bir şey almadım. Kimse bu konuda bir şey sormasın. H İstanbul'a döndükten sonra gazeteye geldiğim gün Reşat Abi, "Osman Taksim'de bir cinayet var, onu takip edelim abim" dedi... H Hoşgeldin diyen Saddam nerede diye soruyor. Bilmiyorum kardeşim, bil- mi- yoooo- ruuuum. Pascal Nouma'nın suç dosyası... H Pis elleri ile Ahmet Dursun'a sarılmak, Lucescu'yla tokalaşmak... H Hafıza kaybına uğrayan Zago'ya kendine gelmesi için yumruk atmak... H Yıllarını spora vermiş, nazik, centilmen, beyefendi insan İlhan Cavcav'a kötü örnek olmak... H Beşiktaş muhabirlerinin geçici körlük yaşamasına sebep olmak... H 9 metre 15 santime baraj kurulacağı zaman, 15 santim için hakeme kafa atmak... H Erman Toroğlu'nu seyrettiği günün gecesinde, Show TV binasını taşlamak... H Taraftarın, "Pascal bizi diskoya götür" isteğini yerine getirmek... H Kendisinden imza isteyen taraftarın kalemini kırmak... H Kıvanç Oktay'a dediği "Sen benim babamsın" sözünü mahkemeye taşımak... H Efsane başkan Süleyman Seba'nın rahatını bozma, açıklama yapmak zorunda bırakmak... H Bunca zamandır Türkiye'de olmasına rağmen, barda karşılaştığı Okan Bayülgen'e hiçbir şey yapmamak... H Türk örf ve âdetlerine Fransız kalmak... Temel'in yeri ava akrobatlığına özenen Dursun, bunu denemeye karar vermiş... Bir paraşüt kursuna katıldıktan sonra ilk atlayışını yapmak üzere uçağa binmiş ve havalanmış... Üç bin metre yükseklikten atlayan Dursun havada birkaç takla attıktan sonra paraşütün ipini çekmiş... Ancak paraşüt açılmamış... Yedek paraşütü denemiş, yine bir şey yok... Hızla yere inmeye devam ediyormuş... O sırada aşağıda kendisine doğru gelen Temel'i görmüş... Yanından yukarıya doğru çıkarken şaşkınlık ve ümitle bağırmış; -Heeey... Hava akrobasisi hakkında bir şey biliyor musun?... "-Hayııır" diye cevap vermiş Temel; "-Peki sen gaz sobaları hakkında bir şey biliyor musun?..." HHH Temel, askerliğini paraşütçü olarak yapıyormuş... Kendisi gibi paraşütçü olan arkadaşı Dursun'la hangisinin daha iyi paraşütçü olduğu konusunda bir iddiaya tutuşurlar. İddialarını yerde çözemeyeceklerini anlayınca da bir atlayış yapıp performanslarını kıyaslamaya karar vermişler... Uçağa binmişler ve iyice yükseğe çıkmışlar... İlk önce Temel uçaktan atlamış, paraşütünün ipini çeker ve açılan paraşüt ile yavaş yavaş aşağı doğru süzülmeye başlamış... Arkasından Dursun da atlamış... Ancak paraşüt açılmamış... Emniyet tokasını çekmiş, yine olmamış... Dursun bir yandan paraşütü açmaya çalışıyor, bir yandan da hızla yere yaklaşıyormuş... Bu arada Temel hızla Dursun'un yanından geçmiş; "Demek yarış istiyorsun ha..." Tepkili vatandaş... -Ömer Abi sen bu malzemeleri nereden buluyorsun?... Ben de Mecidiyeköy'deki yurtta gazete çıkarıyorum, bir yol göstersene... Bu arada Engin Abi'nin hatıraları gerçek mi?... Merak ettim... (Yunus - Mail) -19 Nisan'daki sayıda okudum. Abi gerçekten Ergün karısını o yüzden mi boşamış?... Hiç beklemezdim ondan... Çok efendi bir adama benziyordu... (Samet - Mail) -Alooo... Abi sana gelen telefonları da yazıyorsun ya... Ben Gültepe'den arıyorum, yazman için ne söylemem lazım?... Babam Mustafa Abi'nin arkadaşı... (Hilmi - Telefon) -Şu benim yazıya bakıverecek misin?... Köşenin ismi "Acil Servis", uymuş mu?... Biraz uzun ama içinde edebi sözler var... Resim çok mu sırıtmış?... Hem gündemi, hem sektörü anlatıyorum... Fikir nasıl?... Sen anlarsın... (Hüseyin - Kafeterya, Asansör, Servis, Telefon) -Abi bu hafta anlattığın Engin Abi'nin maceralarında 350 milyon kimin cebinden çıktı. Mail yollarsan veya yazarsan sevinirim. (Kemal - Mail) Not: Geçtiğimiz hafta "Polis İmdat" başlığı ile Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Arslan'ın kitabından söz etmiştik. Kitabın ismini yazmayı unuttuğumuzu, birkaç gün sonra farkettik... Feyzullah Bey'den özür diler, "Gül, Güldür, Düşündür" isimli kitabı için yeniden tebriklerimizi iletiriz... Çok pardon... Tayyip Erdoğan'ın ajandası H Amerika'dan gelecek kredi takip edilecek, Kıbrıs konusu halledilecek, Fener'e hoca bulunacak... H Şu anda ciddi bir rakip görülmüyor... 2004'ün 23 Nisan Çocuk Bayramı'na kadar koltukta rahat oturulacak... H Avrupa Birliği Fotoğrafı, bulanık çıkmış, sevinilecek... H Tatsızlık çıkaran Abdüllatif Şener, temaslar için Çin'e gönderilecek... (Maskesiz) Bizimkiler -Ömer Faruk Abi, Irak'tan dönen Osman'a soruyor, "Kaldığınız otelin çarşafları her gün değişiyor muydu?..." -Necmettin çözdüğü bulmacayı tamamladı, yalnız bazı harfler tam oturmamış... "Babanın erkek kardeşi"ne amcasının ismini yazmış... -25 yaşındaki Ercan, gazetenin 33'üncü kuruluş yıldönümünü, "Bana sanki daha çok olması gerekiyor gibi geliyor" diye değerlendirdi... -Sırrı da kendi yorumunu yaptı, "Abi eskiden bayramlarda gazete çıkmıyordu ya, onları düşmüşlerdir..." -İsmail'in "Sude Nur"u dünyaya geldi... Hüseyin yakında evleniyor... Fatih kız bakmaya gitti, verecekler galiba... Necmettin arayışta... Cahit hâlâ bekâr.. Meçka Engin ! Polis muhabiri... Engin Abi bir ara istihbarat muhabirliği de yapmıştı... Ama şimdiki kadar başarılı olduğu söylenemezdi... Gece çalışıyordu ve bütün gazetelerin muhabirleri Dolmabahçe Çay Bahçesi'ne takılıyordu. Bir olay çıkınca da (adam öldürme, trafik kazası, intihar, yangın vs.) her gazete kendi arabasına atlayıp, görev yerine gidiyordu... Yalnız Engin Abi pek gitmiyordu... Sabaha kadar çay bahçesinin G.Saraylı garsonu ile futbol muhabbetleri yapıyor, yine de hiç iş atlamıyordu... Mesela "Köprüde kaza olmuş" dedikleri zaman, "Araba ne renk" diye soruyordu. "Kırmızı Toyota" deyince, "Benim arşivde mevcut" diyerek haberi alıp, fotoğrafı iliştiriyordu... -Engin Abi, Erol Taş'ın damadı köprüye çıkmış, gidelim... "-Yok, geçen gün yine çıkmıştı, bende var..." Uzun süre böyle devam etti... Taa ki Adalar'daki çöp yangını, ormana yayılana kadar... Polis telsizinden yangın bilgisi doğrulanınca bütün muhabirler Adalar'a nasıl gideceğinin hesaplarını yaparken, Engin Abi "Bende çok güzel yangın görüntüleri var" diyerek kalıyor... Ertesi gün de arşivindeki çok güzel yangın fotoğrafları ile topladığı bilgileri yazıp veriyor... "Adalar'da yangın" başlığı altında çıkan haberde söndürme çalışmaları yapan itfaiye ekibinin arkasında; "Kocaeli İtfaiyesi" yazıyor... .... (Kamiloba Köyü'ndeki Meçka Engin, gazetede yazılanların kendisi olduğunu iddia edip hava atıyormuş... Gerçek Meçka Engin, Celâliyeli Engin Abi'dir...) *Vatansever, toplum adamı, herkesin yardımına koşan, gerçek insan...