Berlusconi'nin Türkiye izlenimleri...

A -
A +

„ Havaalanında sarı-lacivert formalı birtakım adamlar tarafından karşılandım... "Trapattoni, şampiyon yap bizi" diye bağırıp omuzlara aldılar... Sonra arkamdan gelen başka bir adamı alıp gittiler... Bir anlam veremedim... „ Can Tanrıyar diye biri aradı... Her hafta bir ünlünün sunduğu "Pazar Keyfi"ne çıkmamı teklif etti... Karşılığında şık ve rüküş bölümünde iyi bir yere koyacaklarmış... Delirmemek için kendimi zor tuttum... „ Havaalanından otele giderken kırmızı ışıkta durunca ellerindeki bezi burnuna götüren birkaç çocuk önümüze çıktı. Bana hemen çelik yelek giydirdiler... Çocuklar nezle olmuştu galiba ama burada nezleye "Tiner" diyorlar... „ "Aria ve Aycell'i evlendirdik" diye açıklama yapıp otele giderken yine arabanın önüne birtakım çocuklar atladı... "Abi zarf zarf" gibi şeyler söylediler... Şirket evlendirince zarfa para koyup veriliyormuş, sonradan öğrendim... „ Avrupa Birliği'ni çoktan hakettiklerini gözlerimle gördüm... Çünkü Türkler denizde kavun, karpuz, patlıcan ve kabak yetiştirmeyi başarmışlar... „ İtalya'ya dönerken havaalanında elime tulum peyniri, lahmacun, pestil, lokum gibi şeyler tutuşturdular... Emre'yle Okan'ın anneleriymiş... "Hektor Cuper'e söyleyin çocukları fazla yormasın" diye tembih ettiler... „ Vedalaşırken Tayyip Erdoğan, "Bush'la aramızı yapsana" teklifinde bulundu... Eğer Bush Türkiye ile barışırsa çok yazmasın diye telefonu bir kere çaldırıp kapatacakmışım... „ Türk basınını da çok başarılı buldum. Bizzat yaşamama rağmen lacivert takımla gelip, eşofmanla döndüğümü, akşam yemeğinde ne yediğimi, dönerken yanıma kaç bavul aldığımı ve içinde ne olduğunu, kaç kez el sallayıp, kaç kez güldüğümü basından öğrenebildim... SARS hastalığının belirtileri... Bu hastalıkla ilgili çok geniş çaplı bir araştırma yaptım... İşte SARS'ın ilk belirtileri... H Sultanahmet'te veya başka bir turistik semtte görülen çekik gözlü insanların yüzünde SARS belirtisi aramak... H "Aşkım Aşkım" dizisinin Şeker Kız Kendy'sine acımak, "Acaba garip şu aralar ne yapıyor" diye yakınmak... H Hastalıktan korkanlarla dalga geçmek... SARS'ın televizyondan bile bulaşabileceğini söylemek... H Bir süre sonra kendi uydurduğun yalana inanmak... H Japon kızlardan kaçan, hatta turlarını iptal eden İlhan Mansız'a hak vermek... H Acılı Adana'nın yanında her zaman ayran içerken, şalgam siparişi vermek... H "Sirke de iyi gelir mi acaba" diye düşünmek... (Renkleri yakın...) İşte bunlar ilk belirtileri... Çünkü geçen hafta hepsini yaptım... Ateş de var biraz... Di jey... Biz gazetede bir harf hatası yaparız, bir ton telefon gelir de; şu radyolara kimse niye bir şey demez anlamıyorum... Çok radyo dinleyen biri olmamakla beraber, misafir olduğunuz arabalarda mecburen duymak zorunda kalıyorsunuz ve DJ'lerin iki şarkı arası yaptığı 7 saniyelik konuşmada bir sürü saçmalık işitiyorsunuz... Böyle bir yolculuk sırasında, radyoya bağlanan dinleyici ile DJ arasındaki diyalog... (Anneler Günü'nün ertesi...) "-Saatlerimiz 09.30'u gösteriyor ve hattımızda bir dinleyicimiz var... Efendim günaydın..." -Günaydın... Sefaköy'den arıyorum, çok güzel bir programınız var... Konumuzla ilgisi yok ama buraya bir saplama yapayım... Akşama kadar müzik yayını yapılan bir radyoya, "Çok güzel bir program yapıyorsunuz" demek, yalakalığın daniskası gibi geliyor bana... Takarsan evdeki teybine kaseti, aynı yayını sen de yaparsın... Geçelim... "-Sebahat hanım çalışıyor muyuz?..." -Hayır, ev hanımıyım... Ve çok iyi bir anneyim... "-Yaa öyle mi?... Ne güzel efendim... Peki çocuğunuz var mı?..." Zerre kadar abartı varsa ne olayım?... Temel'in yeri kulda ilk gündü... Okul müdürü Temel, koridoru turlarken bir sınıftan korkunç bir gürültü duydu... Hemen sınıfa girdi ve en çok gürültüyü, en uzun boylu öğrencinin çıkardığını gördü... Delikanlıyı yakaladı, salona götürdü ve affedilene kadar orada kalmasını söyledi... Tekrar sınıfa dönen müdür Temel, düzeni yeniden sağladı ve yarım saat boyunca görgü kurallarının öneminden bahsetti. "Şimdi" dedi, "Sorusu olan var mı?..." Bir kız öğrenci ürkek ürkek yerinden doğruldu. "Lütfen efendim" dedi, "Öğretmenimizi geri getirebilir misiniz?..." HHH Temel sekiz yaşına geldiği halde hâlâ konuşmamıştır. Ailenin ve doktorların tüm çabaları yetersiz kalmıştır. Aile tam bu gerçekle yaşamaya alışırken, bir akşam sofradayken, Temel konuşur: "-Çorba soğuk..." Anne Fadime gözyaşları içinde çocuğuna sarılır ve sorar: -Oğlum, bunca yıldır tek kelime etmedin, bizi endişelendirdin. Şimdi de konuştun ama söylediklerine bak. Bunca yıldır neden konuşmadın?... "-Bu akşama kadar her şey yolundaydı..." HHH Temel, hayır kurumu yararına bilet satıyormuş. Cimri, zengin bir adamın yanına gelmiş ve talebini anlatmış... Adam; -Katılmayacağım ama ruhum sizinle beraber olacak... "-Beş, on, onbeş milyonluk biletlerimiz var... Ruhunuzun nerede oturmasını istersiniz?..." HHH Fadime, telefonda uzun konuşmayı alışkanlık haline getirmişti. Bazen bir saatten fazla sürüyordu. Bir gün 25 dakika sonra telefonu kapatınca Temel sordu; -Bir problem mi var?... Ne oldu da bugün telefonda yarım saatten az konuştun?... Fadime cevap verdi; "-Yanlış numarayı aramışım da..." Erbakan'ın ajandası... H Televole'nin "Siyasiler" köşesi ne oldu, araştırılacak... H Değişim prim yapıyor, değişilecek... Matrix hakkında yorum yapılacak, "İkincisi, birincisinin takliti..." H Futboldaki gibi 100'üncü yılda iktidar olma fırsatı çıkarsa, bütün liderlerden yakınım... H "To be or not to be"nin "Efsane geri döndü" anlamına geldiğini söyleyen tercüman işten kovulacak... H Bu hafta Tayyip'e bir benzetme yapamadım, haftaya iki tane yapılacak... H Bizim siyasi geleceğimiz Tayyip'in elindeymiş... Rüyamda görsem inanılmayacak... Tepkili vatandaş H Abi beleş bir telefon buldum da arayayım dedim... İzmir'den babamın evinden arıyorum... Horoz resmini çok beğendim, onu açıklayayım dedim... (Nail - Telefon) H Ömer Abi, 08 Mayıs 2003 Perşembe günü seni Holding Merkezinde ilk defa gördüm. Ben seni gazetedeki resminden kelli-felli birisi zannediyordum. Çocuk gibiymişsin abi. Yakışıklısın ama... (M.Alper Çetin - Mail) H Samet denen adamın her şeyini yayınlıyorsun, 3 ay önce fıkra göndermiştim, hâlâ çıkmadı... Seninkiler çok mu güzel?... (Hakan - Mail) H Karı koca hiç geçinemiyordu... Bir dostları yakınlarından birine, "Ne diye ayrılmıyorlar sanki" dedi. Beriki ciddiyetle "Maksat başka kardeşim... İkisi de boşanıp öbürünü rahata kavuşturmak istemiyor..." (Beytullah Özmen - Faks) Meçka Engin Kiminle görüşüyorum?... Uzun zamandır görüşmediği kardeşini evinden aradı... Çok sık konuşmadıkları için telesekreter bağlandığını bilmiyordu... Çıkan ses şöyle dedi; "-İyi günler... Şu an evde yokum... Notunuzu bırakırsanız, gelince sizi ararım..." Kardeşi dönüp kayıt düğmesine basınca, Meçka Engin'in şu notunu dinledi; "-Tamam... Abisi aradı dersiniz..." * Vatansever, toplum adamı, herkesin yardımına koşan, gerçek insan... Bizimkiler H Okul hayatı boyunca bütün sınavlara tam zamanında giren Ömer Faruk, en önemli sınav öncesi uyuyup kalmış... Seneye mecburen askere gidecek... H Tuncay itiraf etti, "Bu sabah yağmur var İstanbul'da şarkısını, eskiden Mustafa yağmur var İstanbul'da zannediyordum..." H Dündar Abi Kıbrıs'a gidip geldi... Direksiyon sağda olduğu için bir hafta boyunca arabaya hep şoför tarafından binmeye kalkmış... H Müzmin bekar Necmettin sinirlendi, "Bu Aria da nerden çıktı?... Aysel'le ben evlenecektim..." H Göksel, basın kartı almak için gazetede isim çıkması gerektiğini öğrenince sordu, "Bizimkiler'de çıkan isimlerle katılabilir miyiz?..." H Ömer Faruk Abi, TSYD'nin otoparkına ücretsiz sokulmayınca, "Basın kardeşim, ne ücreti" diye fırça atmış... Adam da "Abi burası TSYD otoparkı, herkes basın" demiş... H Kiracıyken evsahibi korkusundan duvara çivi çakamayan Ahmet Abi, tapuyu alır almaz bütün duvarları delik deşik etmiş... H Üçüncü taksit 20'si...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.