En hareketli haftayı yaşadığımız, minik bir köşenin manşete çıkmasından bellidir sanırım... Başlayalım; Av yasağı kalktı... Bekir av yasağının bitmesi ile ilgili haber yapmak için motorla denize açılmış... Motorda 3 kaptan 30 tayfa ve 2 de gazeteci var... Bekir, tayfaların da, "Abi biz seni kaldırırz, sen rahat rahat uyu" sözüne kanarak "Ben biraz kestireyim" diye uzanmış... Büyük bir gürültü ile yere çakıldığında ne olduğunu anlamadan dışarı çıkmış ve motorun karaya vurduğunu görmüş... Motordaki 35 kişi birden uyumuş meğer... Bu olayın TOP-5 sıralamasında en üste çıkmasına sebep olan şey ise; Polisin kıyıdan bir saat boyunca takip edip, "mülteci" zannederek motordakilerin etrafını sarmış olması... Hırsızla pazarlık... Engin Abi'nin evine giren hırsızdan bahsetmiştim... Dayı oğlu ile hırsızı kovalamış, ama gözlerinin önünde kaçıp gitmişti... Hatta hırsız kovalama sırasında kafa kafaya çarpışmış, giden cüzdan, telefon ve saat masraflarına bir de hastane masrafı çıkmıştı... Sözkonusu hırsız kibar bir şekilde Engin Abi'yi arayıp; "Yahu kardeş... Sizin evden pek bir şey çıkmadı... Kredi kartlarını kapattırmışsın zaten... Telefonlar da eski model... Gel bunları vereyim sana" demiş... Florya'daki bir çay bahçesinde buluşup çay içmiş ve 2 saat boyunca hayatın zor şartları hakkında konuşmuşlar... Hırsız sonunda sim kartını ve kredi kartlarını 30 milyon karşılığında vermiş... Yanlış adres... Mustafa Abi, Cem'i Vatan gazetesine, bir arkadaşından fotoğraf makinası almaya göndermiş... Yalnız Vatan'ın orada Anavatan Partisi'nin binası varmış ve ANA'sı düşmüş, sadece VATAN kalmış... Altında da küçük puntolarla "Partisi" yazıyor... Tahmin ettiğiniz gibi girmiş içeriye ve "Ben Türkiye'den geldim... Makina varmış, onu alacaktım" demiş... Araştırıp, soruşturmuşlar ve basın merkezindeki bozulan bilgisayarlardan biri için servise telefon açıldığını öğrenmişler... Cem'i servis personeli zannederek yüklemişler sırtına koca bilgisayarı... Alet Mustafa Abi'nin masasına bırakılıp, akşama kadar süren telefon trafiğinde ortaya çıktı... "Cem şu Anavatan Partisi'nden bir koşu iki çay kap gel" diye gülüşmeler devam ediyor... temelin yeri Kangurunun birini yakalamışlar ve Temel'in bekçiliğini yaptığı bahçede kafese koymuşlar... Ertesi sabah bir bakmışlar ki kanguru kaçmış, dışarıda dolaşıyor... Yakalayıp tekrar geri koymuşlar. Temel kaçmasın diye çiti biraz da yükseltmiş... Bir sonraki sabah kanguru yine dışarıda... Temel nasıl bu kadar yükseğe sıçrayacağını düşünemediğine kızarak çiti biraz daha yükseltmiş ve kanguruyu geriye koymuş... Bu bir iki hafta devam etmiş... Görevliler kanguruyu yakalıyor, Temel çiti yükseltiyor, kanguru gece kaçıyor, sabah yakalanıyor... Kangurunun çitinin yanındaki kafeste duran deve, bir sabah merak ederek soruyor; "-Bekçinin daha ne kadar yükseğe çit yapacağını düşünüyorsun..." Kanguru cevaplıyor; "-Büyük bir ihtimalle otuz metreye kadar... Yeter ki kapıyı kilitlemediğini farketmesin..." itiraf reyonu (isim: gündüz bulut... şehir: trabzon... yaş: 21) Dersaneden eve gelmiştim... Çok yorgundum, alt katta oturan komşunun eşi ile ayaküstü konuşurken; o sırada arabada küçük bir çocuk durmadan kornaya basıyor... Ben, "Şimdi alacaksın çocuğu... İki tane çakacaksın ağzının ortasına, susacak" dedim... Yenge seslendi; "-Oğlum Alpeeer... Yeter artık akşam oldu, eve gel"... Bu potu unutamıyorum hiç... (isim: yıldıray yanlı... şehir: trabzon... yaş: 20...) Trabzon'da sahneye çıkmıştık... Sahneye ilk çıkmanın heyecanından olcak, çok sevilen bir şarkının sözlerini unuttuk ve aklımıza gelsin diye "normalde iki olan nakaratı, altı kez" tekrarladık... Sonunda seyircilerden birinin söylemesiyle aklımıza geldi... Parçaya başlayabilmiştik ama neredeyse bin kişiye rezil olduk...