H Amerikan yönetiminin, "Savaş başladığı gün bitecek, Bağdat 48 saat içinde çökecek" demesine rağmen niye hâlâ bombalama devam ediyor?... Bu savaşta daha kaç dakika duraklama oynatılacak?... H Saatlerin bir saat ileriye alınması barışın sağlanmasını bir saat erkene alır mı?... Yoksa biz mi ters hesapladık, gecikecek mi?... H Her gün Saddam'ın öldüğü veya yaralandığı yolundaki haberler kasıtlı mı çıkarılmaktadır?... Eğer öldüyse ortada Amerikalılar için daha ayıp bir durum yok mudur?... Saddam'ın ölüsü bile yetmekte midir?... Nedir?... H Cenevre Sözleşmesi'ne aykırı olan görüntüler, sadece Amerika'nın işine gelmeyen görüntüler midir?... Bu sözleşme, "Nalıncı Keseri Sözleşmesi" ile aynı mıdır?... Aynı ise neden biri taa Cenevre'de, öbürü İstanbul'da imzalanmıştır?... H O görüntüyü hatırlamanız için sormuyorum, beyninize kazımanız için soruyorum... Amerika beyaz bayrağın ne anlama geldiğini bilmediğinden mi Irak askerini kurşuna dizmiştir?... Yoksa bayrak solup, kemik rengini mi almıştır?... Bu Cenevre'de "Renklerin Dili Sözleşmesi" yok mudur?... H Türkiye'de iki sanatçının (Memoli - Haluk) tepkisiyle geri adım atılırken, Amerika neden bütün ülke ayağa kalkmasına rağmen savaş için direnmektedir?... "Tek oğlumu elimden aldın Bush" diyen annenin feryadına Iraklılar'ın yüreği yanarken, Bush nasıl bir psikolojidedir?... H Saddam'dan başka her tarafı delik deşik eden akıllı bombalar kimin aklına uymuştur?... Beyaz Saray'a yakın kaynaklar "Bush'un aklına uysalardı havalanamazdı bile" diyorlar, bu iddia doğru mudur?... H Bombalardan bazılarının Türkiye'ye düşmesi bir tesadüf müdür, yoksa kasıt aramalı mıdır?... Eğer tesadüfse gökten petrol yağsa bizim başımıza füze mi düşmelidir?... H Esir düşen Amerikalılar'ın hepsi işsiz oldukları için orduya katıldığını söylüyor... Neden onlar da bizim işsizler ordusu gibi kendini yakmayı denemiyor da, sağa sola ateş açıyor?... H Yedi sekiz yaşlarındaki bir grup mahalle çetesinin Basra yakınlarında sapanla helikopter düşürdüğü iddiası ne kadar gerçektir?... Çocukların bu şekilde yetişmesi doğdu mudur, hiç mi hayvan sevgisi aşılanmamıştır?... Atılan taşların uçan kuşa isabet edeceği hiç mi düşünülmemektedir?... H Bu hikayenin sonu nereye varacaktır?... Mutlu sonla mı bitecektir, yoksa Körfez Savaşı'nın üçüncü romanı yazılacağından ortada mı kalacaktır?... Gökten üç füze daha düşecek midir?... Biri yine bizim kafamıza mı isabet edecektir?... Biz kerevetine çıkacak mıyızdır?... Temel'in yeri Hasta Temel doktora derdini anlatıyor; "-Sabahları bir türlü yataktan kalkamıyorum. Canım hiç çalışmak istemiyor..." -Şikayetiniz bunlar mı?... "-Evet..." -Bunun adı, tembellik... "-Biliyorum doktor... Ama patronuma hastayım demek için bunun Latince bir adı yok mu?..." HHH Annesi sabah oğlu Temel'in odasına girdi ve onu uyandırdı. -Haydi oğlum, uyan artık... Okula geç kalacaksın... Temel yarı açık gözlerle annesine baktı ve uykulu bir sesle: "-Fakat anne, bugün okula gitmek istemiyorum" dedi. Anne, oğlunun isteğine karşı çıktı. -Okula neden gitmek istemiyormuşsun bakayım?... İki ciddi neden söyle bana... Temel bir yandan esnerken, bir yandan da annesini cevapladı; "-Okuldaki tüm öğretmenler benden nefret ediyor, bir... Tüm öğrenciler de benden nefret ediyor, iki... Yeter mi anne?..." -Bunlar okula gitmemen için neden olamaz... Şimdi hemen kalk ve çabuk hazırlan... Bu kez Temel annesine: "-Sen de bana, okula kesinlikle gitmemi gerektirecek iki ciddi neden gösterebilir misin, anne?..." Annesi oğlunun üstündeki yorganı hızla çekti ve sıraladı; -Birinci ciddi neden, 52 yaşında koskoca adamsın... İkinci ciddi neden ise, sen okulun müdürüsün... HHH Temel ve Fadime'nin yine tartıştıkları bir günün akşamıydı... Ama oğulları Dursun'un bu kavgadan haberi yoktu ve babasına sokularak sordu; -Babacığım... Annemle nasıl evlendin?... Temel, Fadime'ye doğru baktı; "-Görüyor musun?... Çocuk bile anlam veremiyor..."