Son 100 yılda depreme 56 bin 429 yaralı, 78 bin 826 ölü... Son depremin yaralı ve ölü faturası hariç... Son 100 yılda yapılan birçok savaştan daha fazla kayıp eder... Son dönemde yaşanan depremlerin son savaşla kıyası bile yapılmaz... 27 Haziran 1998 Adana Ceyhan depremi... 17 Ağustos 1999 Sakarya depremi... 12 Kasım 1999 Düzce depremi... 3 Şubat 2002 Sultandağı depremi... 27 Ocak 2003 Pülümür depremi... Tüm depremlerden bir gün sonra çıkan gazetelere bakarsak, aynı fotoğrafı görürüz... Suçlamalar aynı, soruşturmalar aynı, vaatler aynı, kavgalar aynı, korku, endişe, gözyaşı aynı... Hiç olmazsa bulun bir önceki depremin gazetesini, dünkü gazetelerle karşılaştırın... Tarih dışında farklı bir şey bulamazsınız... Bir de isimler... Bülent Ecevit Tayyip Erdoğan olmuş, Düzce Bingöl... Ali Yazar Veli Bozar olmuş, köprüler okul... Onun dışında yazılanlar aynı; "Hırsız müteahhit, göz yuman devlet, akraba ihalesi ile yapılan binalar..." Önceki depremden kalma bir slogan vardı dillerde, "Unutmayacağız... Unutturmayacağız" diye... Ne oldu?... Kimse kızmasın ama, kalitesiz faks kağıdı gibi beynimiz var... Yazılanlar, üstünden biraz zaman geçince siliniyor... ...Ve en başa dönüyoruz... Aynı yara sarma edebiyatını yapıyoruz... Uzmanlar diyor ki, "Sırada 7'den büyük olması beklenen bilmem ne depremi var"... "Peki ne diyorsun, derdin ne" derseniz... Derim ki; "Biz adam olmayız... " Diğer okuma fişleri -Kaç Ali kaç... -Baba bana fener al... -Kaya ipi tut... -Ayşe duvardan atla... -Ömer toprak ye... -Cemil deprem zili çaldı... -Babamın deprem çantası var... -Uyu, uyu, yat, yat, uyu... TEMEL'İN YERİ Temel yeni ehliyet almış, yolda gidiyormuş... Dümdüz yolda giderken yolun ortasındaki bir direğe çarpmış, araçta sıkışıp kalmış... Herkes başına toplanmış ve sonunda trafik polisi gelmiş; -Beyefendi nasılsınız, iyi misiniz?... "-İyiyim, iyiyim..." -O zaman isminizi söyleyin de durumu karınıza haber verelim... "-Gerek yok, karım ismimi bilir..." HHH Temel hayatında ilk defa memleketinden çıkmış, Adana'ya gitmiş... Adana'da buna bir hevenk muz ikram etmişler ve muzları memleketine döndüğünde yemesini söylemişler... Aradan birkaç ay geçtikten sonra Adanalılar Trabzon'a geri dönen Temel'e bir mektup yazmışlar... Mektupta sormuşlar, "Nasıl, muzları beğendin mi" diye... Temel cevaben gönderdigi mektupta, "Beğendim ama çekirdekleri çok büyüktü" demiş... HHH Mısır'a gezmeye giden Temel ile Dursun'un kayığı Nil nehrinde batmış... Artık hünerlerini ortaya koymanın tam zamanı gelmiştir... Şampiyonlar gibi yüzmeye başlamışlar... Bir ara Temel kocaman bir nesnenin kendilerine doğru geldiğini görmüş... Dev bir timsah iştahla onlara doğru yüzüyormuş... Temel keyifle bağırmış; "-Dursun... İşe bak... Adamların kurtarma gemileri bile Lacoste..."