Bundan 30 yıl önceki bir yazı ne kadar güncel olabilir?... Olur... Sigaranın zararlarını anlatırsan olur... Havalar soğuduğunda grip salgınını yazarsın, olur... Trafiği, hava kirliliğini, hayat pahalılığını yazarsın olur da... Günü gününe uymayan siyasette ne kadar olur?... İşte bu kadar olur... Biraz da sağlam bir arşivim olduğunu göstermek amacıyla, Tekin Aral ustanın Fırt'taki yazısı ile başbaşa bırakıyorum sizi; ... Biz boyuna "Hükümet şunu yapıyor... Hükümet bunu yapamıyor..." diye yazıyor çiziyoruz... Bu olay karşısında, "Bu memlekette hükümet yok mu?..." diye masaya yumruğumuzu patlatıyoruz... Buraya kadar tamam... Tamam ama... Arada bir, "Yahu bu memlekette muhalefet yok mu?..." diye bağırıp masaya yumruğu patlatmak, çoğumuzun aklına gelmiyor... Oysa bir ülkede iktidar nasıl halkın oylarıyla oluşursa, muhalefeti oluşturan da halkın verdiği oylardır... ...Ve ülkede olan biten herşeyden iktidar kadar, muhalefet de sorumludur... Şimdi manzaraya bakın... Sokaklarda milletin birbirinin hesabını gördüğü şu felaket günlerde 200 bilmem kaç milletvekili CHP'de de herkes birbirinin hesabını görmekle meşgul... İktidar da olsa... Muhalefet de olsa, ülkenin en kritik günlerinde CHP her zaman işi gücü bırakıp, parti içindeki bu bakkal hesabına oturmuştur... Ne bitmez hesaplaşmaymış bu be... Sizin içinizde Süleyman Bey gibi bir hesap adamı yok mu?... Veya bir muhasebeci de mi tutamıyorsunuz birader?... İşte sevgili okurlar, geçtiğimiz günler genç makinayı sırtladım ve CHP Genel Merkezi'nde sizler için aşağıdaki resmi çektim... Fırtçakalın... ... Aşağıdaki resim dediği Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Ali Topuz ve Mustafa Üstündağ fotomontaj yapılmış bir karede birbiri ile yumruklaşıyor... Demem odur ki; fotoğraf aynı fotoğraf, hesap aynı hesap, CHP aynı CHP... Meçka* Engin Karnım zil çalıyor... Geçtiğimiz Pazartesi günüydü... Meçka Engin, akşam saatleri yaklaştıkça "Ezan okunmadı mı" diye sordu, "Bugün niyetliyim de..." Sırrı şaşırdı, "Abi ben sana öğlen fındık verdim, yedin... Hatta 'Daha yok mu' diye sordun..." "Aaa..." diyerek eliyle yüzünü kapattı Engin Abi; "-Ben öğlen yemeğine de indim... Hatta çok açım diye iki tabak pilav almıştım..." Kuzu Kuzu (Yarı Saddam Version) Bak... Uzadı saçım, dilim, sakalım Olmadı tutunamadım Zor... Yalnızlık çok zor Alışamadım... Vur... Vur bu akılsız başı Saraylara, hanlara vur Sonra affet, gel bas bağrına Süzüldüm eridim, evsiz olamadım İşte kuzu kuzu geldim Dilediğince kapandım dizlerine Bu kez gururumu, büstlere verdim Yıktım da geldim İster al ister öp beni Ama önce dinle bak gözlerime İnan bu defa Anladım durumu bil Tövbeler ettim... temelin yeri Bakırköy'de tedavi gören Temel'le Dursun, yolda giderken bir direksiyon bulunca çok sevinmişler... O sevinçle saatte 160'la uzunca bir süre yol aldıktan sonra benzincinin önünde durmuşlar... Temel; "Yüz bin liralık" demiş, "Süper olsun..." Benzinci ikisini de tepeden tırnağa süzdükten sonra; "Gidin işinize be" diye bağırmış, "Sizin civatalarınız gevşek..." Dursun arabayı kullanan Temel'e dönmüş; "-Gördün mü?... Araba masraf kapısı açtı bile..."