Erken kalkın çocuklar?..

A -
A +

Ustalar derdi ki; "Bayram günü ciddi yazı yazılmaz"... Ama her bayram hatırlatırlardı bunu... Onlar da ustalarından öğrenmiş... Bugün bayram... Hak verirsiniz ki; 364 gün ciddiyetsiz yazılar yazarken, sululuğu "kanun" olmuş bir günde, "Nerde eski bayramlar" muhabbetinin dışında kalamam... Zaten artık geçen seneyi bile arar olduğumuzdan, yaşımız da müsait... ... Daha ilk günden çatapat, mantar, kızkovalayan yanıkları; çikolata, pamuk şekeri, macun lekeleri ile dolu olurdu bayramlıklarımız... Çarşamba pazarında annemizin eteğine yapışıp, "O değil... Bu" diye pahalısını aldırdığımız bayramlıklar... O zamanlar doktorların, "Aman Ramazan'dan sonra midenize fazla yüklenmeyin" uyarıları bize kadar gelmezdi... Ne bulursak yerdik... Hasılatımız ne olursa olsun; Ramazan'da üç, Kurban'da dört gün yeterdi bize... Açık söyleyeyim, ne yastığın altına bir ayakkabı, ne bir elbise koymuşluğum vardır... Çünkü o yaşta bile ayakkabıyı koysam çatlama, elbiseyi koysam kırışma ihtimalini hesaplayabiliyordum... Ama uyku beni de tutmuyordu... Çabuk sabah olsun diye bir an önce uyumanın çocukça tekniklerini geliştirmiştik... Ve bayramın geç bitmesinin... Bütün günlerinde erken kalkıp, geç yatarak bayram bereketini artırdığımıza inanırdık... Son günün öğleden sonrası koyardı hep... Öbür bayrama kalan mesafeyi hesaplardık... Otogar, tren garı ve havaalanı yoğunluğu bizi ilgilendirmezdi... Bizi; çarpışan arabaların, dönme dolapların lunaparkındaki yoğunluk ilgilendirirdi... ...Ve o güçsüzlüğe, çelimsizliğe inat Muhammed Ali'nin sağ elindeki kum torbasındaki ibreyi yukarıya fırlatma gayreti... Direklerarası'na yetişemedik... Ama ne alakadır bilinmez, onun boşluğunu Hakan Sineması'nda Bruce Lee seyrederek giderirdik... Cicilerimizin yıkanmadan önceki son kullanma tarihi de"Ejderin İntikamı" oynadığı üçüncü güne denk gelirdi hep... ... Tatlı yerini sona bıraktım... Efendim bizim çocukluğumuzda, mahallemizde bir de tebeşirhane vardı... Asıl adı "Çiçekli Bahçe"ydi... Sabah okula gidiyor, öğleden sonra işbaşı yapıyorduk... Görevimiz 15'lik kutulara tebeşir doldurmaktı... Bu dünyanın en güzel bahçesine iş günleri koşarak, bayramlarda uçarak giderdik... Büyüklerin olduğu her ortamdan kaçma yaşımızda, bütün büyüklerin olduğu bir günde yarışırdık birbirimizle... El öpme yarışı... Şimdiki gibi cep telefonundan mesaj, internetten kartpostal olayı yoktu... Okuldaki hocalarımız, abilerimiz, babalarımız oraya gelirdi... En büyük kârımız, bir eli iki kere öpebilmekti... Yıllar geçti yanağımda hâlâ Mehmet Çetin Amca'nın makası vardır... Başımda Müdürümüz Veli Çelik'in avuçları... İsmini bilmediğim, ama sıcaklığı ezberimde bir abinin kolları altındayım hâlâ... Ve bugün hâlâ burnumdadır hocamın elinin kokusu... ... Bayramların "buruk mutluluk" olduğu yaşlara gelip çattık... Orhan Büfe'nin hamburgeri, 125 bin liralık su tabancası, hesap makinalı Casio, eve girerken saklanan deri bileklik artık, "Nerde o eski bayramlar" isimli nostalji treninin içinde gitti... Bize de ustalarımızdan, "Bugün ciddi yazı yazılmaz" kaldı... bizimkiler *Göksel serviste giderken telefonu çalınca kafasını dışarı çıkarıp konuşmuş... "Kimse duymasın diye mi yaptın" sorusuna, "Yok, frenlere zarar vermesin" cevabını vermiş... *Serdar Kent reklamının konusunu anlamamış, "Anne-babası çalıştığı için mi kız esirgeme kurumuna verilmiş" diye sordu... *Özden bir bakkala girip, "Abi şu adres nerede" diye sormuş... Bakkalcı, "Ben buraların yabancısıyım evladım" demiş... son sözleri "-Özellikle apartman gazeteleri yüzünden suçluları elimizden kaçırdık..." (Celalettin Cerrah - Medyayı sorumluluğa davet ederken) ... "-Fener maçı yeniden oynanabilir de, oynanmayabilir de... Oynansa iyi olur ama oynanmasa da fena olmaz..." (Haluk Ulusoy - Erteleme ile ilgili görüşleri sırasında) ... "-Tam oyuna ağırlığımızı koymuştuk ki maç bitti... Hakem duraklamaları az oynattı... Yoksa kesin kazanırdık..." (Fatih Terim - Denizli maçından sonra yorum yaparken) RAKAMLARLA GEYİK (Bayramlarda en çok yapılan geyik muhabbetleri...) % 25: Deliye her gün bayram... % 25: Sen bayramdan bayrama konuş... % 25: Nerde o eski bayramlar... % 25: Açtırma bayramlık ağzımı... temelin yeri Aşık Temel, babasının vermediği Fadime'yi kaçırmaya karar vermiş... Dursun'la İdris'i de yardım için ayarlayıp, planı anlatmış; "-Şu anda evde kızdan başka kimse yok... Ben içeriye girip kaçmaya ikna edeceğim... Bu arada siz büyük bir bez ayarlayın ve pencerenin altında açın... Babası gelirse camdan atlayacağım..." Dursun'la İdris "Tamam" deyip görevlerinin bilincinde gitmişler... Temel de eve girmiş... Tam Fadime'yi kaçmaya ikna edecekken, kapı çalmış ve Temel kendini camdan atmış... Fadime kapıyı açmış, karşısında Dursun... Arkadaşının planını uygulayamamanın utancıyla başını önüne eğmiş; "-Temel'e söyler misiniz hâlâ bez bulamadık..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.