Şu yeni yıla girişlere hastayım ben... Her sene birileri çıkar, "2003'te sizi neler bekliyor"culuk oynar... Siz hiç yormayın kendinizi... Ben söyleyeyim 2003'ün nasıl geçeceğini; -Yine kimi yıldırım aşkına tutulacak, kiminin aşkı da "ex" olacak. Birileri aşk acısı çekecek, bazıları düzeyli ilişki yaşayacak. Defileler yılın sanat olayı, estetikler imaj değişimi, kendini daha çok ortaya atan cesur manken olacak. Neredeyse basın merkezinin kurulduğu barların önünde "yine yakaladık" görüntüleri izleyeceksiniz... -Kimi Alex'in sahne aldığı barda, kimi Farfara'da stres atacak... Magazin dünyasında kimin elinin kimde olduğu yine belli olmayacak... Birileri birileriyle, başka birileri hepsiyle, birileri birçoklarıyla çıkacak... Çok tutan bir sanatçının benzeri çıkacak... Erdal Acar kaçamak yapmak için yeni yöntemler geliştirecek... -Banu Alkan kaset çıkaracak, Hülya Avşar kendine yeni ilgi alanları bulacak, Reha Muhtar milletin hoşuna gittiğini anladığı için abuk soruları kasıtlı soracak, Okan Bayülgen insanları aşağılamasına rağmen Zaga'nın telefonları kilitlenecek, -Şehir manzaraları hiç bitmeyecek... Yağmur yağınca ortalığı sel götürecek, kar yağınca kan, güneş çıkınca da ter... Adliyede tonlarca cinayet, gasp, hırsızlık, ırza geçme dosyaları dururken, "üzerine su sıçratan şoförden 500 milyar tazminat kazandı" davaları sonuçlanacak... -Türk kadını için yeni yeni kandırık diyetler çıkacak... Kadınlar bu diyetlere bakarak, aç kalacak... Aç kaldığı ile kalacaklar... Tutunmak, tiraj yapmak için türlü düzen yapacak yeni gazeteler çıkacak... Yine birkaç emeklinin son nefesi banka önüne denk gelecek... -Basın, daha sonra arkasından koşacağı yeni Serhat'lar, Ümit Davala'lar, İlhan Mansız'lar çıkaracak... Sezon sonuna doğru şike dedikoduları çıkacak... Hakemlerin kime daha fazla kıyak yaptığı istatistik olacak... Ahmet Çakar'lar, Erman Toroğlu'lar birbirini yiyecek... Beşiktaş, Fenerbahçe veya G.Saray şampiyon olacak... -Bombalar yağacak, insanlar ölecek... Birileri çıkıp "Savaşa hayır" diyecek, birileri kampanyalar başlatacak, savaş karşıtı gösteriler düzenleyecek... Mail gruplarında ölen ve yaralanan çocukların hazin fotoğrafları yer alacak... Ama petrol olan ülkelerin petrolleri bitene kadar savaşlar bitmeyecek... Kısacası hiçbir şey değişmeyecek, duvardaki "1 Ocak 2004"ü getiren takvimden başka... Temel'in yeri Öğretmen Temel'i tahtaya kaldırıp Amerika'yı kimin keşfettiğini sormuş... Temel'den ses çıkmayınca sinirlenmiş... ...Ve o kızgınlıkla sınıfa dönüp bağırmış; "-Kristof Kolomb..." Temel yerine geçip oturunca hoca büsbütün sinirlenmiş -Sana kim oturmanı söyledi?... "-Hocam ben bilemeyince siz başkasını çağırdınız... HHH İngiliz, Amerikalı ve Temel, otelde kalırken gecenin bir yarısı yangın çıkmış... Panik içinde üçü de üst katlara doğru kaçmışlar ama kurtuluş yok, alevler gittikçe yükseliyor... Amerikalı odada duran şemsiyeyi almış, "Başka şansım yok" diyerek şemsiyeyi açıp atlamış... Şemsiye sağlam çıkmış, Amerikalı paraşüt gibi kullanarak sağ salim aşağı inmiş... Bunu gören Fransız hemen sağı-solu kurcalamış ve yan odadan şemsiye bulmuş... O da paraşüt gibi kullanarak kurtulmuş... İkisi de yukarıya bakarak merak içinde beklerken yakınlarına hızla düşen bir cisim birden yere çarpmış... Gidip bakmışlar Temel... Yaşıyor ama ağzı-burnu dağılmış, kan-revan içinde, kemikleri kırılmış, inliyor... Hemen sormuşlar; -Ne oldu?... "-Şemsiye bulamadım... Ama dolapta yağmurluk vardı..." HHH Temel İstanbul'a gelmiş ve nişanlısı Fadime'yi de alarak iyi bir restorana gitmiş... Aparatif ve çorbadan sonra garsona esas yemeği ısmarlamayı bekleyen Temel'e kemancı yaklaşmış ve kulağına, "Bir serenat emreder misiniz" demiş... "Yok" demiş Temel; "-Herhalde başka masaya olacak, ben şiş köfte istedim..."