Fiyat tarifesi...

A -
A +

Şu dalkavukluk işini biraz kurcaladım da, "Tarihimizde Garip Vakalar" kitabına göre hiç de kolay bir meslek değilmiş dalkavukluk... Kitapta dalkavuklara yapılan latifeler ve bunların "fiyat listesi" var... Buna göre; -Dalkavuğun burnuna fiske vurma (fiske basına): 20 para... -Başına kabak vurma: 30 para... -Yüzünü tokatlama (tokat başına): 30 para... -Oturduğu minderden aşağı yuvarlama: 180 para... (Bir yeri incinir, kırılırsa tedavi ve cerrah parasını latife eden verir...) -Çıplak başına tokat atma (tokat başına): 45 para... -Elinde beş on kıl kalmak ve dişlerini leylek gibi çatırdatmak şartıyla sakal zelzelesi: 60 para... -Sakal boyamasına: 60 para (sakalın yarısı veya cümlesi arpa boyunca kırkılırsa, latifeyi yapan, dalkavuğun üç aylık nafakasını verir. Bu nafaka ayda 30 kuruştan 90 kuruştur.) -Dalkavuğun kafasına iri bir yumruk indirme (yumruk başına): 40 para... -Ellerine ve ayaklarına domuz topu bağlama: 40 para... -Yüzüne murekkep ve kömürle kara sürme: 37 para... -Kuyruğu dışarda kalmamak üzere bir fındıkfaresini ağzının içine kapatma: 400 para... -Sakız dolabına (bostan dolabı) bağlanarak su içinde bir miktar durdurulmak şartıyla bostan kuyusunda bir devrine: 600 para (bu latifeye birden fazla her devir için ayrıca 100 para verilir. Dalkavuk boğulur ölürse cenaze masrafı latifeyi yapana aittir...) -Bir salkım üzümün sapıyla beraber yedirilmesi: 40 para... ... Yani diyeceğimiz o ki; eskiden dalkavukluk zor meslekti... Şimdiki gibi sadece "latifeci"ye yakın durmakla olmazdı... diyAlog... (SHOW TV - Ben Evleniyorum...) EBRU AKEL: Ahmet annen Süheyla hanımın gözyaşları gerçekten görülmeye değerdi... (LİG TV - Ali Şen'in Dünyası...) ALİ ŞEN: Ancak bilgi darağacı çok olmayan insanlar böyle yapar... (ATV - Ünlüler Çiftliği...) ALİ GÜVEN (Tavuğu severek): Aman da benim çilli horozum... Sen ne tatlısın öyle... (KANAL D - Yasemin'in Penceresi...) YASEMİN BOZKURT: Sinem'in hışkırışları bir baba olarak sizi nasıl etkiledi?... İtiraf Reyonu... (isim: foto... şehir: akyazı... yaş: yirmisekiz...) Yavru bir köpek vardı firmamızda... Benim ofisim de alt katta olduğu için odanın içine kadar gelmişti bir gün... Çok sevimli olduğu için fotoğrafını çektim... Fotoğrafı çıkardıktan sonra bir tanıdığa gösteriyorum... O da ağız alışkanlığından olsa gerek soruyor; "-Bu kim?..." (isim: pınar... şehir: istanbul... yaş: yirmiüç...) Ben küçükken zencilere dokunduğumuz zaman boyaları çıkacak sanırdım... Kalpazanları da bir millet zannederdim, "-Bütün hırsızlar bu ülkeden çıkıyor" diye düşünürdüm... (isim: dost... şehir: Sakarya..... yaş: yirmiiki... Geleneksel Ramazan Şenlikleri dolayısıyla düzenlenen bir çocuk programına gittik tesadüf eseri... Bir oyuncu semazen rolündeydi. Program çıkışı bizim amca kızı dili sürçerek yorumlarını dile getiriyor; "-Gerçek bir semaver gibiydi!.." bizimkiler Dündar Abi, yanlışlıkla cep telefonundan kendisini arayan adama kızıyor; "-Beyefendi burası Türkiye Gazetesi siz nereyi arıyorsunuz?..." Ömer Abi bir olay anlatırken, "Ona da yazık oldu, çocuğu doğarken hastanede öldü" dedi... Cem'in sorusu; "-Babası mı?..." Muammer Yaşar'a havale olarak Avusturya Doları gelmiş... Bankadaki görevliye rica ediyor; "-Bunu Türkçe'ye çevirebilir miyiz?..." Engin Abi iftar daveti için Yenibosna'dan Marmara Evleri'ne yola çıktı... Sahura 1.5 saat kala varabilmiş... temelin yeri Ustabaşı, ninesi öldüğü gerekçesiyle izin isteyen Temel'e söylenmiş; -Temel, bu ninenin kaçıncı ölüşü?... İki kez daha aynı nedenle izin istemiştin... "-Ne yapayım usta, ninem ölünce dedem yenisini alıyor"... Temel'le Dursun yolda yürüyormuş... Dursun o gün Temel'in yürüyüşünde bir tuhaflık sezmiş... Normal yürüyor ve neşeli neşeli sohbet ediyorken aniden susuyor, dikkat kesiliyor, biraz sonra tekrar neşesini buluyormuş... Bu duruma bir anlam veremeyen Dursun, "Ula Temel, sana ne oluyor, bugün bir tuhaf halin var" deyince Temel; "-Okumadın mı gazeteleri, her on üç kişiden biri silahlıymış"... İstanbul'dan Rize'ye gitmekte olan Temel'in hemen arkasındaki koltukta Dursun'la Cemal oturuyormuş... Her ikisi de yolculuk boyunca sigara tüttürmüş... Rize'ye geldiklerinde Temel inerken, "Hakkınızı helal edin" deyince şaşırarak, "Ne hakkı" diye sormuş... "Birlikte içtiğimiz şu sigaraların parasını siz vermediniz mi" demiş Temel....

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.