Bir pehlivan hikayesi var elimde... O kadar çok beğendim ki, kime uyarlayacağımı şaşırdım... Ben anlatayım, siz gündeme uygun bir karakter bulun... Uğraştırmayın beni... ... Memleketin birinde bir pehlivan varmış... Ufak tefek, biraz çelimsizce bir pehlivanmış... Ama güreşe çıktığında öyle bir nara patlatırmış ki... Karşısındaki pehlivan "Eyvah... Şimdi beni parçalayacak" deyip hemen sırtüstü çayıra uzanır, bizimki de güreşi kazanırmış... Bizim pehlivan bir gün yine öyle civar köylerden birinde tertiplenen bir güreşe gitmiş... Ödülü de hayli büyükmüş... Önce karşısına kendisinin üç misli, dev gibi bir pehlivan çıkmış... Bizimki hemen başlamış naraya; "-Heeeyttt bre pehlivan... Kolla kendini... Elensem öldürür, çapraz dalışım süründürür..." Karşısındaki; -Aman pehlivan, kıyma bana... demiş ve sırtüstü yere uzanmış... Bu kez karşısına daha da iri yarı birini çıkarmışlar... Bizimki daha ağzını açmadan adam başlamış yalvarmaya; -Etme eyleme pehlivanlar pehlivanı... Sen daha narayı atmadan ben uzanırım yere... Bir yerimi sakatlama... O güreş de bitmiş... Neyse uzatmayalım... Artık son bir pehlivan kalmış... Bizim pehlivan onu da yenecek ve büyük ödülü alacak... Daha karşı karşıya gelir gelmez, hemen narayı patlatmış; "-Dalıyorum pehlivan, son duanı yap..." "Heeeyyyttt" diye bağırıp dalar gibi yapmış... Yapmış ama, bir elense yemiş, pat yere... İçinden "N'oluyoruz" demiş, toparlanıp bir nara daha patlatmış; "-Heeeyt bre pehlivan... Beni tanımadın mı yoksa... Elensem öldürür, kündem süründürür..." O naralar atarken, diğeri bunu almış altına başlamış yoğurmaya... Aşağıdan bağırmaya devam ediyor ama nafile... Rakibi bizimkinin pestilini çıkarmış artık... Ve bakmış olacak gibi değil, pes etmiş, canını kurtarmış... Millet hayretler içinde, hemen başına üşüşmüş... Kollarına girip kaldırmışlar... Bizimki soluk soluğa; "-Yahu ağalar beyler... Ne iştir be?..." demiş, "Onca nara patlattım bana mısın demedi"... Etrafındakiler; "-O sağırdır" demiş... İbibik... Amerikan askerini Türk aşçılar doyuruyormuş... Bush'un gözünü ise kara toprak doyurur... Sıhhi tesisatçılığı bırakma iyi para var... Akmasa da damlar... Süreyya Ayhan TUR bindirdikçe, atletizmde TURNA'yı gözünden vurduk... Deprem konutları dökülüyor... Prefabrikemin üstüne şıp diye damladı... (İbrahim Ormancı Show) RAKAMLARLA PSİKOLOJİ -İnsanımız en çok hangi psikolojik rahatsızlıklardan musdarip?... * Yolda unutulan poşetlerin yanından geçerken patlayacak korkusu... (İnflakofobi - Yüzde 4) * Karşıdan karşıya geçerken iki taraftan da otobüsün geldiğini görüp, "Ya arasında kalırsam" korkusu... (Canavarafobi - Yüzde 1) * Takip edildiğini zannedip durma ve arkadaki tam yanından geçerken enseye bir şey inme korkusu... (Tırısafobi - Yüzde 7) * Araba ile giderken, gazete haberi hatırlayıp, köprüden taş sarkıtıp camı parçalayacaklar korkusu... (Yankesefobi - Yüzde 5) * Kendisini tıraş eden berberin ustura ile kelleyi gövdeden ayırma korkusu... (Şirinefobi - Yüzde 3) * Yazının sonuna gelinirken, bilgisayarın kilitlenmesi korkusu... (Eminofobi - Yüzde 80) Bir Reklam... Yolsuzlukta yeni bir yöntem geliştirdik... Tek tuşla bütün banka kayıtlarını yok ettik... Siz orada kalıp daha mı çok ceza almak istiyorsunuz... Saygı duyarız... Kaçak var... Türkiye'de; -Her 100 liranın 66'sı kayıtdışı... -Her 100 kişiden 46'sı kaçak çalışıyor... -Her 100 binadan 40'ı kaçak statüde... -Her 3 liranın 2'si vergiden kaçırılıyor... -Tam 150 bin aile kaçak elektrik kullanıyor... Peki hükümet bu tablo için ne yapıyor?... Onu boşverin de; Yargıtay DEHAP oylarını geçersiz sayarsa Meclis'in yarısı kaçak olacak... O zaman görün şenliği... TEMEL'İN YERİ Kahvede, çay bardağına dalgın dalgın bakan bir adam oturuyordu... Saatlerdir bu durumu hiç değişmemişti... Derken; iri yarı, deri montlu, kavgacı görünüşlü kamyon şoförü Temel içeriye girdi ve adamın yanağından bir makas alarak yanına oturdu... Bir şey demesi için yüzüne baktı ama adam tepkisizdi... Bu kez önündeki bardağı aldı ve bir dikişte bitirdi... Zavallı adam ne yapacağını bilemeyip, birden ağlamaya başladı... Bu durumu gören Temel insafa geldi; -Hey dostum... Kes şunu... Sadece şaka yaptım, sana başka çay ısmarlayacağım... Hiç böyle ağlayan bir erkek görmedim... Zavallı adam cevapladı; "-Hayır... Hiç düşündüğün gibi değil... Bugün hayatımın en berbat günü galiba... Önce uyuyakalmışım ve işime geç kaldım. Patronun ters günüymüş, kudurdu ve beni kovdu... Üzgün bir halde binayı terkederken arabamı aradım ama yerinde yoktu, çalmışlar... Eve dönmek için taksi çevirdim, taksiden inip eve girmek üzereyken cüzdanımı tüm kredi kartlarımı takside düşürdüğümü fark ettim... Eve girdim, o ne?... Karım bavulunu toplamış ve annesine gitmemiş mi?... Hırsla oradan ayrılıp kahveye geldim. İntihar etmeyi düşünüyordum... Birden sen geldin ve benim zehirimi içtin..." BİZİMKİLER -Bizimkiler'i nasıl tanırsınız?... Â Tuncay; Yazıişleri'ndeki bilgisayarlarla uğraşıyor, yorumcuların yazılarını takip ediyor, Adnan Abi'nin de masa komşuluğunu yapıyor. Ama onun çalıştığı günler ne bir sistemin çalışmışlığı, ne bir yazının gelmişliği, ne de komşuluk ilişkilerinin yürümüşlüğü var... Köşeyi önce bir göbek dönüyorsa o Tuncay'dır... Asansör imalatçıları, Tuncay'ı tanısaydı "4 kişilik asansör" diye cömert davranmazdı... Ama siz onu çekik gözlerinden tanırsınız, gülünce gözleri kaybolan... Mahalledeki çocukların her akşam, "Jackie Chan geliyor" diye kaçıştığı çekik gözlerinden... Â Engin; Nerede görseniz tanırsınız ama işinizi kolaylaştırmak için yazalım... Engin Abi'nin en belirgin özelliği; lacivert-pembe karışımı kot pantolonu, G.Saray'ın sponsoru Umbro'nun hediye ettiği sarı-kırmızı tişört ve aynı renkteki cep telefonudur... Bu eşkale benzeyen birini görürseniz tanışın ve isminizi söyleyin... İki dakika sonra verdiğiniz isim size dönüyorsa Engin Abi değildir... Daha da emin olmak için ev telefonunu isteyin... Arka cebinden çıkardığı mürekkepleri terden silinmiş küçük rehberine bakarak cevap veriyorsa Engin Abi'dir... Emin olun... (Devam edecek... Herkese sıra gelecek...)