Yirmi altı yılık evliliğim süresince farkına vardığım tuhaf bir şey var... Annem babam yaşlanıyorlar... Çocuklarım evden ayrılacak yaşa geldiler... Ama ben yaşlanmıyorum... Yılların geçtiğinin farkındayım, çünkü kaybettiklerimi görebiliyorum... Otuz altı beden pantolona giremiyor, topuklu ayakkabılar giyemiyorum... Her türlü zorluğa göğüs geren hevesli kız yok oldu artık... Yine de bir şekilde zamana karşı direniyorum... Çünkü kocamın gözünde ve ruhunda ben hâlâ on sekiz yaşındayım, karşılaştığımız günkü kadar canlı ve neşeli... Beni hâlâ "Kedicik" diye çağırır. Hâlâ deliler gibi bağıran gençlerin gittiği sinemalara gidip korku filmleri izliyoruz. Yıllar öncesinden yaptığımız gibi el ele tutuşup patlamış mısır yiyoruz. Hâlâ altmışlı yılların "rock and rol" parçaların dinliyoruz. ... Kocam beni her Temmuz fuar alanına götürür... Sıcak yaz gecesi tozlu fuar alanında etrafı seyrederek yürürüz... Mısır yeriz, kocam bana hediyeler alır. Dart oynar, içi doldurulmuş ayı ödülünü kazanmak için yarışır... Bizim yaşıtlarımız banklarda oturup dinlenirken, biz bütün aletlere bineriz... Bir o yana, bir bu yana, aşağı yukarı heyecan biçinde kaydıraklarda eğleriniz. Akşam olunca dönme dolaba biner, neon ışıkları altında şehrin manzarasını seyrederken pamuk helva yeriz... Bazen arkamızda kırk yıl bıraktığımızın farkında mı diye düşünüyorum... Doğurduğum çocuklarım çocukları olabilirdi... Saçlarımızın aklaştağının farkında değil mi?... Gözlerimin altının kırıştığını görmüyor mu? Artık eskisi kadar atak olamadığı mı? Eğildiğimde dizimin sesini duymuyor mu? Beni izlerken hâlâ gözleri parlıyor... ... Kırk yıldan bu yana ne olacağımız düşünür dururum... Birlikte olacağımızı biliyorum, ama nerede olacağız?... Huzurevine mi gideceğiz?... Çocuklarımızla mı yaşayacağız?... Bunları bir şekilde hayal edemiyorum... Açık olan bir şey var. Gözlerimi kapatıp geleceğe baktığımda... Bizi görüyorum. Yaşlı bir adam ve kediciği... Saçlarım bembeyaz. Onun yüzü bumburuşuk. Bir binanın önüne oturmuş dünyayı seyretmiyoruz... Dönme dolaba binmiş, el ele tutuşmuş pamuk helvamızı yerken temmuzda ayı seyrediyoruz... (Shari Cohen - Tavuk Suyuna Çorba, Çiftlerin Yüreklerini Isıtacak Öyküler'den...) Tebeşir Tozu... "Aşk kızamığa benzer... İnsan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer..."(Douglas Ferrola) Uydurma haber ajansı ANKARA (UHA) - Türk Ceza Kanunu'na göre, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine yol açacak şekilde gürültüye neden olanlar; 2 aydan, 2 yıla kadar hapisle cezalandırılacak... Buna göre; özellikle komşularının şikayetçi olduğu ve hapis yatması beklenen kişilerin isimleri ile alacakları muhtemel cezalar şöyle; * Adrenalin Grubu (Kesinleşmiş 2 yıla kadar hapis istemi) * Ayşe Hatun Önal (Tekrarı olmaması halinde 1.5 yıla kadar hapis istemi) * Banu Alkan (İyi halinden dolayı 1 yıla kadar hapis istemi) Bizimkiler * Sırrı, "Uzanlar'ın dehlizinden 1876 tarihli şarap çıktı" haberine takıldı; "Adam 1876 yılında yaşıyor muymuş?..." * Bilgehan yürümeye başlayan çocuğuna, "bebek arabası" aldı... Diyor ki; "Öyle deme abi, kalça çıkıkları en çok 2 yaşlarında oluyor..." * Dündar Abi tarihi gecikmiş ürün yediği gerekçesiyle yarım saat Ülker'le konuştu... Telefon şöyle sonuçlandı; "Beyefendi özür dilerim, paketi ters tutmuşum..." Şifa Yemek Öğlen Menüsü; Mercimek Çorba... Çiftlik Kebabı... Sade Pirinç Pilavı... Meyve... Politik kritik "Ne yazık ki Kıbrıs'ta, ulusumuzun hakları için direnen bir hükümet yerine; eğilip bükülen bir hükümet var..." (Bülent Ecevit) Sanatik kritik "El bebek gül bebek sevecek, bir dediğimi iki etmeyecek, başımdan güller dökecek birini arıyorum..." (Aysu Baceoğlu) Sportik kritik "Söylediklerini, hatta daha fazlasını yapan bir kişinin huzuru içinde olduğumdan devam kararı aldım..." (Haluk Ulusoy) Diyalog... (Bilinçli seçmen programından bir diyalog...) Kadir Çöpdemir: Biz NTV'den geliyoruz... Vatandaş: Neresinden?... Temelin yeri Temel, annesine: "-Anne bana çekici verir misin?..." -Ne yapacaksın?... "-Oyuncak sandığımı tamir edeceğim..." -Olmaz... Daha dün elini yaraladın... "-Bu sefer yaralamam anne... Çivileri kardeşim tutacak..." *** "Her bir kahkaha bir tane pirzola demektir" demiş Fadime gülerek... Temel atılmış; "-Fadime desene sen her gün koca bir sığır yiyorsun..." *** Temel'le Dursun denize yüzmeye gitmişler... Dursun boğulmuş... Savcı araştırma yapmaya gelmiş ve Temel'e sormuş: -Olay nasıl oldu?... "-Savcı bey olay molay yok... Temel bir dalıp geleceğim dedi ama siz de görüyorsunuz, gelmedi..." Ayaküstü Okuyucu soruyor; "Daha önce de başıma geldi ama, dün (önceki akşam) 'yine yapacak mı' diye bilerek bekledim... Halkın sağlığı ve iyiliği için program yapan Uğur Dündar, 'Kısa bir aradan sonra programımız devam edecek' dedi... Dakikalarca reklam seyrettirdi ve reklam bitince ne oldu dersiniz?... Bildiniz... Veda etti, 'program bitti' dedi... Kendimi gene aldatılmış, hatta salak yerine konmuş hissettim... Sayın usta gazeteci, sen her hafta halkı aldatanların karşısına dikilmiyor musun?... Peki sen neden bizi aldatıyorsun?... Hem de her hafta... Bence ayıp oluyor... Bugünün buluşu İlk kez düdüklü tencere olmayan evde bütün tavuk haşlanırken, suyuna iki adet küp şeker atıldı... (22.02.1979 - Sezer Karışmaz'dan...) Çok ayıp... Yolsuzluk yapanı ihbar edene, estetik yapma imkanı verilecekmiş... Devleti dolandıran değil de, devleti için onu haber veren tanınmaz hâle sokuluyor... Görünüz dünyanın halini... Gündemin Kırıntıları... Her konuda "A" planı, "B" planı üretiyoruz da; Şunların ikisini biraraya getiremiyoruz bir türlü... *** Konser, animasyon, sihirbaz gösterisi, fuar... Her şeye MYDONOSE SHOWLAND... *** Star olayı üniversite sorusu oldu... Türkiye'nin ilk SÖZEL televizyonu... *** Alfabemizde A'dan Z'ye her şey bulunur; A Takımı... B Planı... C Kapısı... Q Kızı...