Bir Nasreddin Hoca... Bir İngiliz... Bir Fransız... Bir Alman... Bir Temel... Bir Yıldırım Akbulut derken... Karşınızda "Bir Ecevit..." ... Bir Alman, bir İngiliz, bir de Temel uçakta oturuyormuş... İçeriye Ecevit girince üçü birden bağırmış; "-Ben bu fıkrada yokum arkadaş..." ... Bülent Ecevit'e demişler ki: -Yıllarca terörle mücadele ettik, Amerika bir er dahi göndermedi. Siz neden tutup hemen generalimizi oraya gönderdiniz?... "-Rica ederim, bildiğim kadarıyla bir Amerikan generali, senelerdir Türkiye'de milletimize hizmet vermektedir..." -Yaaa... Kimmiş o?... "-General Elektrik..." ... Ecevit'in üç gözlüğü varmış... Biri yakın için, biri uzak için, üçüncüsü de diğer ikisini aramak için... ... Ecevit Anadolu'yu gezerken bir kasabada kahvehane toplantısı yapıyormuş... Vatandaşlardan birine sormuş; "-Günde ne kadar kazanıyorsun..." -20 milyon lira... "-Peki ekonomik programla kemerleri biraz sıkarsak ne kadar kazanırsın?... -40 milyon kazanırım... "-Ücretleri biraz daha azaltıp, koşulları ağırlaştırırsak..." -60 milyon kazanırım... "-Bu ne biçim iş, köküne kadar sıkarsak kemerleri?..." -100 milyona para demem... "-Ne diyorsun kardeşim, ne iş yapıyorsun sen?... -Mezarcıyım... ... Hastası Doktor Ecevit'e dert yanıyormuş; -Her doktor bir şey söylüyor... Ben de neye inanacağımı şaşırdım... "-Otopsi sonuçları benim haklılığımı gösterecektir..." ... Yeni başbakan, eskisinden mazbatasını almış... Eski başbakan yenisine 3 zarf vermiş ve "Zor durumda kalınca sırasıyla aç" demiş... Enflasyon tırmanınca yeni başbakan ilk zarfı açmış; "-Suçu bana at..." Öyle yapmış... Ama bir müddet sonra hayat pahalılığı iyice artınca ikinci zarf çıkmış; "-Devleti yeniden yapılandır..." Yapılandırma işi de tamamlanmış ama durum yine tam olarak düzelmemiş... İşçi-memur sokağa fırlamış ve üçüncü zarf; "-Titremeye başla..." Ecevit bayram öncesi tanıdıklarına posta ile bir not göndermiş; "-Sevgili hemşehrim... Hükümetin kemer sıkma politikası gereği bu bayram tebrik kartı atamıyorum... Kusura bakmayınız..." ... Kahvehanede oturan dört arkadaş hünerlerini gösteriyormuş; -Biri usturasını çıkarıp havada sallamış ve masaya bir sinek kanadı düşmüş... Adam kartvizitini çıkarıp kanadın yanına koymuş; "Kanatçı Avni"... -Benzeri hareketi diğeri yapmış, sineğin kafası masaya düşmüş... Adam kellenin yanına kartını koymuş; "Kafakoparan Seyfi"... -Üçüncüsü de usturasını sallayarak sinekten bir parça koparmış ve kartını masaya koymuş; "Sünnetçi Sunullah"... -Dördüncüsü de usturasını havada çevirmiş ve sineği komple yere sermiş... Düşen sineğin yanına kartını koymuş; "Başbakan Ecevit"... ... Postacı, dokuzuncu katta oturan Ecevit'e her gün mektup getiriyormuş... Rahşan Hanım merak etmiş; -Her gün, her gün kimden geliyor bu mektuplar?... "-Bizim postacı geçen başbakanlığın önünde eylem yapıyordu... İntikam almak için her gün kendime mektup atıyorum..." ... Ecevit rahatsızlanmış ve doktor evine gelerek muayene etmiş... Rahşan Hanım muayene ücretini fazla bulduğunu bildirince doktor; -Unutmayın, beyiniz için 7 kere buraya geldim... "-Bütün ülkeyi beyimin hasta ettiğini unutuyorsunuz ama..." Ecevit genç bir politikacıya saat satmış... Saat bozuk çıkınca; -Sayın başkanım bu saat yanlış çalışıyor... "-O saatin huyunu bilmek lazım. Mesela saat 5'i çaldığı zaman 2'yi gösterir, halbuki saat 3'tür... Böyle hesap ettin mi mesele kalmaz..." ... Doktor, belinden rahatsız olan Ecevit'e kültürfizik vermiş... Bir ay sonraki kontrolde; -Kültürfiziğin faydasını gördün mü?... "-Evet doktor bey, her gün 2 saat roman okuyorum... Ama fizikten galiba özel ders almam gerekecek..." ... Yıllarca aynı evi paylaşan, birçok macerayı birlikte yaşayan Ecevit çifti konuşuyor; -Bey bana kızma ama... Biliyorum uzun zamandır hayat arkadaşıyız. Ama düşündüm düşündm senin adını bir türlü hatırlayamadım. Lütfen bana ismini söyle... Bülent Bey ters ters bakmış... Ellerini yüzünde gezdirmiş; "-Ne zaman öğrenmen gerekiyor?..." ... Genç adam kitabevinden içeri girmiş ve tezgahtara sormuş; -Karaoğlan'ın Türkiye'yi refaha kavuşturan kitabı var mı?... "-Var efendim... Orada, masal kitapları arasında bulabilirsiniz..." ... Kürek yarışında Ecevit dereceye bile girememiş... Halbuki takımın en iyisiymiş... Yarıştan sonra durumu açıklamış; "-Demek ki boşa kürek çekmişim..."