Kanada'da bulunan bir Kızılderili köyünü sel bastığı zaman, hükümet kızılderilileri kurtarmak için helikopter göndermiş... Bütün gün çalışan helikopter pilotu kızılderilileri kurtarmayı bir türlü başaramamış... Bu duruma şaşıran pilot, merak edip selin içinden kaç adam kurtardıklarının hesabını yapmış... Böylece köyün nüfusundan yüzde 30 daha fazla kişi kurtardığını farketmiş... Meğer helikoptere binmekten çok hoşlanan Kızılderililer, kurtarıldıktan sonra, bir fırsatını bulup kendilerini tekrar suya atıyorlarmış... Siz kendi başınıza yorumlayamazsınız bu hikayeyi... Ben yardımcı olayım; Bana kalırsa bu Kıbrıs işi, bizim için bir eğlence oldu artık... Ne kadar çözüm yolu bulunursa bulunsun, biz kendimizi suya atmak için bir yolunu buluyoruz... bizimkiler ÿ Dündar Abi'nin İstanbul'a gelip, yaşadığı ilk asansör deneyimini dinliyoruz; "Teorik olarak asansörün nasıl bir şey olduğunu biliyorum ama hiç binmemiştim... İçine binersin, düğmeye basarsın ve yukarıya çıkarsın... Bir gün apartmanlarında asansör olan teyzeme gidiyorum... Girdim içine ve en üst kata çıkacağım... Yanlış bildiğim şey burada başıma geldi... Birinci katın düğmesine bastım ve birinci kata çıktım... İkinci katın düğmesine bastım, bir üste daha çıktım... Üç, dört ve beşinci kat... Her katta yeniden düğmeye basmak gerektiğini zannediyordum... Hocam nedir olay?... Diyalog aynen şöyle gelişti... Ömer Çetin Abi'ye (ki çok derin bir abi olduğundan biz ona 'hocam' deriz) soruyorum; ... Ben: Hocam Türk ekonomisinin geçmiş ve geleceğini nasıl görüyorsun?... Ömer Çetin: Hımmm... Bir özdeyişle ifadelendireyim... Ben: Söyle hocam... Ömer Çetin: Özal döneminde ekmek aslanın ağzındaydı... Ben: Evet hocam... Ömer Çetin: Demirel geldiğinde ekmek aslanın midesine indi... Ben: İndi hocam... Ömer Çetin: Çiller'li 1994 krizinde ekmek artık aslanın kuyruğundaydı... Ben: Doğru hocam... Ömer Çetin: Ecevit koalisyonunda "artık aslan da aç kaldı..." Ben: Çok güzel hocam... Ömer Çetin; Tayyip Erdoğan'la ekmek yeniden aslanın ağzında beliriverdi... Ben: Eeee hocam... Ömer Çetin: E'si, umuyoruz ki artık ekmek ağız ve mide değiştirsin... Ben: Eyvallah hocam... ayaküstü Müşterilerin, kaldıkları otellerden ayrılırken aldığı eşyaların yıllık maliyeti 1.2 trilyonu buluyormuş... Yalnız 5 ve 4 yıldızlı oteller ile tatil köylerinde kalan müşteriler yılda 294 bin havlu, 26 bin bornozu yanlarında götürüyormuş... Ajans bu haberi biraz kibarlaştırıp, "Hatıra olarak alınan havlu ve bornozlar" demiş... Devamındaki valize giren hatıralara bakın; Yastık, duş başlığı, abajur, çarşaf, uzaktan kumanda, ayakkabı çekeceği, kül tablası... Dört duvar bir resepsiyon uydursa, müşteri birden otel sahibi oluyor... temelin yeri Temel, Dursun ve İdris oturmuş, karşılıklı olarak köpeklerini övüyorlar... İdris demiş ki; "-Benim köpeğim çok akıllıdır... Bakkala gönderirim, ne istersem alır ve getirir..." Hemen Dursun atılmış; "-Ya benimki?... Sadece istediklerimi almakla kalmaz, paranın üstünü de doğru olarak getirir, satış fişini de alır..." Temel "Hıh" demiş ve geriye doğru kaykılarak; "-Sizin köpeklerin alış veriş yaptığı dükkanı benim köpek çalıştırıyor..." Son sözleri "-Kıbrıs'ta biraz toprak verebiliriz... İbrahim Tatlıses'in gazinosunu bize bırakın, gerisi sizin olsun..." (Tayyip Erdoğan - Tavizi abartınca) ... "-Oğlum ver bıçağı da başlayalım... Bu hayvan bugün biraz huysuz mu ne?..." (Bir vatandaş - Boğayı kesmeden önceki son sözü) ... "-Ligde iddialı bir konuma geldik... Şampiyonluğu sonuna kadar kovalayacağız..." (Fatih Terim - Haftalar sonra ilk galibiyeti alınca) ... "-Çok iyi bir ikili olduk... Böyle yüreği temiz bir arkadaşla aynı sahneyi paylaşmaktan gurur duyuyorum..." (Deniz Seki - Bayhan'la düet yaptıktan sonraki sözleri)