Bugüne kadar hep sizi aydınlatan, ufkunuzu açan yazılara yer verdim... Bugün bir değişiklik yapıp, benim çok ilgimi çeken "Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi"nden aldığım notlardan vermek istiyorum... Belli mi olur, belki bir yarışmada karşınıza çıkar; * Erkeklerin düğmeleri niçin sağdadır?... İnsanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Peki kadınların çoğunluğu da, daha çok sağ ellerini kullanmıyor mu? Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda, herkesin alamayacağı kadar pahalı idi. Düğme alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı. * İnsanlar niçin tokalaşıyorlar?... Çok eski çağlarda, tüm erkekler bir silah taşıyor ve çoğunluğu da bu silahı sağ eli ile kullanıyordu. Bir erkek diğerine dost olduğunu, elinde silah bulunmadığını göstermek için, boş sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı. * Bozuk paraların kenarları niçin tırtıllıdır? Özellikle kağıt para devrinden önce, alış verişte kullanılan paralar altın ve gümüş içeriyorlardı. Her devirde olduğu gibi, o devirde de bulunan bazı düzenbazlar, bu paraları kenarlarından kazıyarak, çok az miktarda da olsa, bu değerli madenleri biriktiriyor, parayı da tekrar kullanabiliyorlardı. Bu sorunu çözmek ve halkı eksik paraya karşı korumak için bozuk paraların kenarları tırtıllı yapılmaya başlandı. Bu tırtıllar sayesinde paranın kenarının kazındığı hemen belli oluyordu ve kenarı kazınmış parayı kimse almıyordu. * Yağmurda koşan daha çok mu ıslanıyor? Yapılan bir deneyde, yağmur karşıdan 45 derece açı ile yağıyorken, bir defter kağıdına aynı mesafe 7 saniyede koşulduğunda 131 damla, 20 saniyede yürünüldüğünde ise 216 damla isabet ettiği tespit edilmiştir. Buna göre yağmurda yürüyerek gitmek, koşmaya göre neredeyse iki misli ıslanmak anlamına gelmektedir. * Asansör düşerken zıplanılsa ne olur ? Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz. İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. * Camın arkasında güneşte bronzlaşabilir miyiz? Hayır. Güneşte cildimizin renginin değişmesini sağlayan güneş ışığının içindeki ültraviyole (UV) ışınlarıdır ki bunlar camdan geçemez. UV ışınları görünmeyen, yüksek enerjili, kısa dalga boylu ve görebildiğimiz renk dağılımında mor rengin ötesinde yer alan ışınlardır. Bunun için çok güneşli bir havada, güneş tam karşıdan gelirken araba kullandığımızda yüzümüz değil de açık olan pencereye yaslı kolumuz kızarır. * Soğan doğrarken niçin gözümüz yaşarır? Bir soğanı kestiğinizde bunlardan 'SI propenylcysteine-sulphoxide' adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden 'proponal-S oxit' adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur. * Gazeteler niçin enine düzgün yırtılamıyor? Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırlamazsınız, muhakkak zikzaklar oluşur. Bir gazete kağıdında ağacın lifleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir. İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer. Sakın benim üzerimde denemeyin!... Bizimkiler (Nisan 1'de şakasına maruz kalanlar...) Engin Abi'ye düzenlenen faks; "-Taraftarların yoğun baskısı sebebiyle, eski teknik direktörümüz Fatih Terim'le yeniden anlaşmaya varılmıştır... İmza töreni yarın saat 12.00'de Florya Tesisleri'nde yapılacaktır..." * Tahir'e düzenlenen ajans haberi; "-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki yıl ilk, orta, lise, hatta anaokulu öğrencilerinin bütün kitap, kalem, defter, silgi gibi ihtiyaçlarını ücretsiz karşılayacaklarını açıkladı..." * Ercan'a kurye ile gelen zarf; "-TSYD'nin düzenlediği yarışmada birinci oldunuz... Tebrik ederiz... Yalnız bir milyarlık ödülünüze, aidatlarınızı ödemediğiniz için el konulmuştur..." * Şirin Abi'ye gelen faks; "-Yaptığınız başvuru göz önünde bulundurularak, bir haksızlığa uğradığınız tesbit edilmiş olup, şahsınıza A, B, C ve diğer 26 harften olan bütün antrenörlük diplomaları verilecektir..." (Futbol Federasyonu) * Necmettin'e işbirlikçi kızdan gelen telefon; "-Ben de evliliği düşünüyorum... Yani biri çıksa, dese ki 'Nikah memurluğuna gidiyoruz' koşacağım... Nelerden mi hoşlanıyorum; Kahtalı Mıçı dinlerim, sahilde gezmeyi severim, bir de Beşiktaş'ı tutuyorum... Evet sarışınım..." Şifa Yemek Öğlen Menüsü Mercimek Çorba... Fırın Türlü... Kol Böreği... Ayran... Tebeşir Tozu... "Aldatılmanın en iyi yolu, kendini herkesten kurnaz sanmaktır..." (La Rochefoucauld) Sanatik kritik "Saçlarımı sarı yaptırdığıma pişman oldum... Bundan sonra pembe düşünüyorum... Kendi rengine boyatacağım..." (Deniz Akkaya) Politik kritik "Bu seçimlerde alınan kötü sonucu kabul ediyorum... Yüzde 2,5 oy oranına başarılı diyecek kadar yüzsüz değilim..." (Nesrin Nas) Sportik kritik "Bizim teknik direktörler görev istemeye gelince koşuyor... Ama düşünün ki maçımızı seyretmeye bile gelmiyorlar..." (Haluk Ulusoy) Temelin yeri Bir Rus, bir Amerikalı iki de Temel bir odada oturuyorlarmış... Rus Amerikalı'ya dönüp; "-Onu kopyalamakla hata yaptık" demiş... *** Başbakan Temel gazetecilere açıklıyor; "-Programımızı tamamlamak için dört yıl daha istiyoruz..." -Programınız nedir?... "-Dört yıl daha görevde kalmak..." *** Hasta Temel, dahiliye uzmanına gitmiş... Doktor Temel'i soymuş ve sadece dinleme aletiyle dinleyerek; "-Nefes al bırak, nefes al bırak" diyerek muayeneyi tamamlamış... Temel parayı çıkarmış ve doktora uzatarak; "-Kokla bırak... Kokla bırak..." Ayaküstü Sözlüğe baktım da, Temel Reis'in kullandığı ıspanağın pek bir faydası yokmuş... Siz de bakın; "-Hemen hemen bütün bitkiler kadar demir minerali barındıran bir bitki... Aynen vitaminler gibi ticari kaygılar sonucunda insan vücudu için çok gerekli ve olmazsa olmaz, 'fazlası harika olur' inancı oluşturulmuştur... Demir mineralinin gerekli ve olmazsa olmaz olduğu doğru olmasına rağmen, insan vücudunun bunlara olan günlük ihtiyacı miligramlarla ölçüldüğünden ve yenilen hemen her şeyden bu mineralleri almak muhtemel olduğundan bir aldatmacadır..." Bugünün buluşu Ceketin yakasına her an lazım olabilir düşüncesiyle toplu iğne sokuldu... (03.04.1974) diyAlog (Mehmet Ali Erbil, Çarkıfelek'te Mahmut Tuncer'i ödüllendiriyor...) MEHMET ALİ ERBİL: Sana İhlas Pazarlama'dan bir tane de su arıtma cihazı... MAHMUT TUNCER: Suları mı arıtacağız bununla?...