(Bu hafta, 'Pazar Hikayemizi' Amerika'da dostum Rüçhan gönderdi... Yazarını sorduğum bir mail attım, cevap gelmedi henüz... Öğrenince yazacağım...) ... Yaşlı adam, bir konfeksiyon mağazasına ait vitrine uzun uzun baktıktan sonra, ilerideki yeşillikte oynayan çocukların en zayıfına dönerek; "-Küçüüük..." diye seslendi... "Bana biraz yardımcı olur musun?..." Çocuk, hafta sonlarında yaptıkları misket oyununu ilk defa kazanmış olmasına rağmen arkadaşlarını bırakıp geldi... 7-8 yaşlarındaydı ve üzerindeki elbiseler, "tek kelimeyle" dökülüyordu... ... Yaşlı adam, çocuğun saçlarını okşadıktan sonra; "-Vitrindeki elbiseyi giymeni istemiştim" dedi... "Bakalım üzerine uyacak mı?..." Çocuk, bu teklifi ilk önce şaka sandı. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte mağazaya girerken, ilk önce rüyâda olup olmadığını, daha sonra da şimdiye kadar yeni bir elbise giyip giymediğini düşündü... Genellikle ailedeki büyük çocuğa alınan veya komşular tarafından verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardeşe kalır, birkaç sene sonra da dizleri aşınmış veya delinmiş vaziyette kendisine yamanırdı... Ama "her zaman hasta" dedikleri babasının ne kadar zor para kazandığını bildiğinden, bu işe bir kere bile itiraz etmemişti... Şimdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacaktı... Üstelik de bayrama üç gün kala... ... Çocuk, yaşlı adamın gösterdiği elbiseleri giydiğinde, büyümüş olduğunu ilk defa fark etti. Çizgili kadifeden yapılmış pantolon, bacaklarının ne kadar uzun olduğunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarını iyice geniş göstermişti... Fakat hepsinin üzerine giydiği kaban bir başkaydı ve artık üşümeyecekti... Çocuk, biraz önce kazandığı misketleri onun cebine bıraktığında, iyice keyiflendi... İrili ufaklı misketler, gayet derin olan ceplerin bir köşesinde kalmıştı... Demek ki her bir cep, en az elli misket alabilirdi... ... Yaşlı adam, çocuğu sağa sola döndürdükten sonra, elbiselerin paketlenmesini istedi... Ve iş tamamlandığında, tezgâhtara dönerek; "-Elbiseleri torunuma alıyorum" dedi, "Kendisine sürpriz yapacağım için, onları bu çocuğun üzerinde denedim... İkisinin de boyu falan aynı da..." Çocuk, bir anda beyninden vurulmuşa döndü ve ne diyeceğini bilemedi... Ama artık büyüdüğüne göre, bir şey belli etmemeliydi... Aynaya son bir defa baktıktan sonra, üzerindekileri yavaşça çıkararak bir kenara bıraktı, eskileri giydi. Adam, elbiselerin torununa uyacağından emindi... Yaptığı hizmet için çocuğa bir ciklet parası vermek istediğinde, onu yanında göremedi. Haylaz velet, belli ki bu işten sıkılmıştı... ... Çocuk, arkadaşlarının yanına döndüğünde, bir kenara çekilerek onları seyretmeye koyuldu... Ve bütün ısrarlara rağmen oyuna katılmadı... Arkadaşları; "-Niçin oynamıyorsun" diye sordular, "En güzel misketleri sen kazanmıştın..." Çocuk, inci gibi yaşlar süzülen gözlerini arkadaşlarından kaçırmaya çalışırken; "Misketlerim, bu elbiselere yakışmayacak kadar güzeldi" dedi; "-Bu yüzden onları, bayramlık kabanımın cebine sakladım..." Tebeşir Tozu... "Kadın her şeyi affeder, fakat asla unutmaz... (Konficyus) Derbi maçın başlıkları Fener 6 atarsa... -Biz bu filmi görmüştük: 6-0... -6-0... Lirada atılmadan sahada atıldı... -E yuh artık Fenerbahçe: 6-0... -İkinci seans da Fener'in: 6-0... -Yine tavan yaptılar: 6-0... -Düzineyi tamamladılar: 6-0... Cimbom 6 atarsa... -Fatih Terim'in intikamı: 6-0... -6-0... Fark göremiyorum, ya sen?... -Tarih tekerrürden ibarettir: 6-0 -Geldiler... Yendiler... Gittiler: 6-0 -Aslan'ın damarına bastılar: 0-6... -İade-i ziyaret: 0-6... Arkalar kalsın... Deniz Baykal, sağlıklı saçlarını borçlu olduğu 25 yıllık berberi Eşref Kaynar'ı ödüllendirdi... Berber Eşref; Baykal sayesinde, Mamak'ta İl Genel Meclisi'ne üçüncü sıradan aday oldu... Dünyanın bütün berberlerini toplasan ne olur?... Kafalar değişmedikten sonra... Bugünün buluşu - Beyazlamış saç telini koparınca, kafadaki beyazların artacağı anlaşıldı... (29.02.1929) Bizimkiler (Beni vurabileceklerin tam listesi...) * Engin Abi; Başkalarından, onları yazdığım için vurulma tehlikesi taşırken, Engin Abi'den yazmadığım için korkuyorum... Sorgu odasında gözlerine bakılsın, yere bakıyorsa o yapmıştır... * Mustafa Abi; Üç tane Mustafa Abi var... Bu köşede "Mustafa Abi" diye başlayan yazıları hepsi kendine alıyor... Ve ben üçüne de "Sen değilsin abi, öbürü... Ayıpsın" diyorum... Bir gün biri anlayıp, beni mıhlayabilir... Korkuyorum... * Muammer Abi; Aramızda "tarla meselesi" var... Benim 9x26'lık parseli yediremiyor... Tehdit mailleri alıyorum... Vurulduğum ve köşeyi yazmadığım ilk hafta sistemim incelensin... "Bugünkü yazıların çok güzeldi" gibi bir ifade varsa, o yapmıştır... * Adnan Abi; Aslında hiç hesapsız, çılgınca beni seviyor gibi görünüyor... Ama Hayrettin Abi ile ilgili söylediklerini yazmadığım için kızmış olabilir... Birkaç kez arkamdan dudak kıpırdattığını gördüm... Vurulursam davacıyım... * Ahmet Abi; Vurulduğum an polisin ilk sorguya alacağı isim olmalıdır... Muhtemelen olay şöyle gelişmiştir; Ahmet Abi: Yazılar bitti mi?... Ben: Reklamlardan sonra... Ahmet Abi: Daannn... * Dündar Abi; Ondan korkmuyorum aslında... Ama başkasını vuracakken her an beni şişleyebilir... O yapmışsa itiraf eder zaten... Şifa Yemek Öğlen Menüsü; Ezogelin Çorba... Etli Nohut... Şehriyeli Pilav... Nohut... Temelin yeri -Temel takasının karaya oturup oturmadığını nasıl anlıyormuş?... -Suya taş atıp, halkaların oluşup oluşmadığına bakarak... *** -Temel sevdiği kızı niçin buzdolabına kapatmış?... -İlişkileri bozulmasın diye... *** -Temel, arkadaşı Dursun'dan bir emeklilik poliçesi örneği almış... Primleri 25 yıl ödemiş, sonunda ne olmuş?... -Dursun ikinci kez emekli olmuş... *** -Temel kuyudan kovayla suyu çekip, tekrar kuyuya boşaltıyormuş. Bunu yüzlerce kez yapmış, niçin?... -Kuyuda kaç kova su olduğunu ölçüyormuş... *** -Hayatında ilk kez at yarışına giden Temel, oynadığı atın kaybetmesine niçin sevinmiş?... -Kazansaydım koca atı evde nasıl beslerim diye... Diyalog... (Melih Gökçek, Kanal-7'de Ahmet Hakan'a malvarlığını açıklıyor...) Melih Gökçek: Malvarlığım; Emin Çölaşan'dan ve değişik gazetelerden aldığım tazminatlarla arttı... Ahmet Hakan: Miktarı ne kadardı efendim... Melih Gökçek: Söyleyemem... İşin bereketi kaçsın istemiyorum... Politik kritik "Sayın Salih Kapusuz, bana delikanlı diyemezsin... Doğru dürüst konuş..." (Haşim Oral) Sanatik kritik "Benim bünyem insan olmaya müsait... Başka bir şey olmayı kaldırmaz...." (Levent Kırca) Sportik kritik "Bizim yediğimiz golleri yemek, gerçekten büyük beceri isteyen bir iş..." (Mircea Lucescu)