09.30 Çalar saat güvercin sesiyle ötmeye başladı... Ecevit, ilk kez kimsenin yardımı olmadan uyandı.... Elini yana atarak, "Alo buyurun" diyince saat sustu... 09.35 Rahşan Hanım arayanın kim olduğunu sordu, "Yanlış herhalde... Tik tak... Tik tak... Tik tak diye birşeyler söyleyip kapattılar" dedi... 10.30 Kapı zili çaldı... Ecevit, "Saat çalıyor Rahşan" diyerek eşini uyardı. Rahşan hanım, direkt kapıya koştu ve gelen kapıcıdan ekmekleri aldı... 11.11 Ecevit kapanmak üzere olan kapıya ayağını koydu ve kapıcıya, "Bugün kendimi iyi hissediyorum, zirveye katılabilir miyim" diye sordu... Rahşan Hanım omuz vurarak içeriye aldı... 11.30 Sabah kahvaltısına geçildi. Ecevit kahvaltıda doktorların tavsiyesi üzerine bir kibrit kutusu kadar peynir, bir salatalık, bir dilim kızarmış ekmek ve 5 tane de zeytin yedi... Üçünün çekirdeğini çıkarabildi... 12.25 Kahvaltı bittikten sonra günlük 20 kontrolün ilki başladı... Ecevit doktorlara, "Demin de söylemiştim, kendimi iyi hissediyorum ve zirveye katılmak istiyorum" dedi... 12.45 Doktorlar, kontrolden sonra diğer odaya bile geçmesinin tehlikeli olabileceğini söyleyerek zirveye gitmemesini uygun bir dille anlattı... Ecevit üzüldü ama belli etmedi, "Anlıyorum Başbakanım" demekle yetindi... 13.00 Rahşan Hanım akşam yemeğinin hazırlıklarına başladı... Konserve kutusunu açamayınca Bülent Bey'e getirdi. Ecevit bir bez yardımıyla kavanozu açtı... 14.00 Rahşan Hanım "Bugün çok yoruldun, dinlen biraz" diyerek koltuğa yatırdı... Ecevit televizyonu açtı ve liderler zirvesini seyretmeye başladı, televizyonda sorulan bazı sorulara açıklık getirdi... 15.00 Kimsenin yardımı olmadan koltukta uyuyakaldı... Aradan biraz zaman geçtikten sonra rüya görmeye başladı... Rüyasında güya 12 dev adamdan biri kendiymiş ve herkes tarafından seviliyormuş... 15.05 Durumu Rahşan hanım'a anlattı... Rahşan Hanım "Kapıdaki gazetecilere el salla geçer" dedi... 16.30 Yemeğe kadar tavla oynamaya karar verdiler. Ecevit eşine 5-0 yenildi ama tavlayı koltuğunun altından düşürdü... 17.30 Doktorlar kontrole geldi ve kendisine iyileşmesinde ilerleme kaydedildiğini söyledi. Ecevit, "Gitsem zirveye yetişebilir miyim" diye sordu... 18.00 Akşam yemeğine geçildi... Ecevit yemekten sonra eve gitmek istediğini söyledi... Rahşan Hanım dürttü... Doktorlar, "Bize gitmemiz gerektiğini söylemek istedi efendim" diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. TEMEL'İN YERİ Temel'in sevgili torunu Fadime'ye verilen ödev ile başı derttedir... Başına gelenleri, göç eden Dursun'a yazar: "-Sevgili arkadaşım Dursun... Geçen akşam, getirdi ödevini önüme koydu. Bir yandan da ağlıyor. Zaten dertlerini hep bana açar. Dedi ki 'Bunları anlayamıyorum, o yüzden yapamadım. Yarın öğretmen beni dövecek'... Dedim ki, 'Ağlama uşağım, bunun için öğretmen adam dövmez. Şimdi onu çözeriz. Ne mümkün Dursun kardeşim? Bir trenle, bir otobüs aynı istasyondan kalkmışlar. Tren otobüsten üçte bir daha hızlı gidiyor. Otobüs iki yerde onbeşer dakika istirahat vermiş. Tren de bir yerde durmuş 20 dakika su almış. Otobüs saatte 60 kilometre gidiyormuş. Tren 5 saat sonra gideceği yere varmış. Otobüs ise ne vakit sonra oraya varacakmış. Uğraştım yapamadım. Uşak ağlıyor. Derken babası geldi... O da çözemedi. Dedim ona ki; 'Damat, senin tanıdığın tahsilli bir otobüs şoforü varsa ona soralım, belki o bilebilir... Yahut da sabah olsun ben uşağı şoförler cemiyetine götüreyim. Onlar arasında belki trenle yarış etmiş bir şoför vardır da bize nasihat verir. Haa, biz bir yandan da uşağa treni tarif ediyoruz... Tren görmemiş ki... Ne anası görmüş, ne babası... Ben de bir tek askerlikte Erzurum'dan Sivas'a gitmiştim... Neyse kardeşim, o gece çok kızdım. Diyeceksin ki niye?... Uşak daha incir ağacından dutu ayıramıyor, mezgiti hamsi zannediyor... Efendim, yumurtanın fabrikada yapıldığını sanıyor. Biz geldik araba yarıştırıyoruz. Yani otobüs saatinde varsa ne olur, geç varsa ne olur?... Gurbetten yolcu mu bekliyorsun?... Eğer varacağı saat önemliyse, yazıhaneye bir telefon edersin, söylerler sana ineceği zamanı... Bu kadarlık mesele için çocuğu niye telef ediyorsun?... Çocuklarda şarkı yok, türkü yok, oyun yok; dayamışlar onlara matematiği. Matematiği öğrenen, milleti soymanın hesabını daha iyi yapıyor diye..."