Ne olacak eski paraların hali?...

A -
A +

Merkez Bankası; Yeni Türk Lirası çıktıktan sonra, 600 bin ton banknotu nasıl imha edeceğini düşünüyor... İşte önerilerimiz ; -Eski paramız ebadından ötürü oldukça geniş ve heybetli olduğu için üçüncü köprü yapımında kullanılsın... Daha önce para için köprüye çıkanlar, köprü için paraya çıksın... -Gecekondular yıkılsın, yerine eski paradan ev yapılsın... Yağmur yağdığı zamanlar "Borç içinde yüzme" sözü bir anlam, bir önem kazansın... -Uzmanların önerdiği gibi sıkıştırılarak asfalt yapımında kullanılsın... Paranın yüzü sıcak olduğu için kar yola düşer düşmez eriyecek ve her kış çekilen çile olmayacak... -Her nikah kıyan çifte belirlenen miktarda bu paradan dağıtılsın... Ev içinde eşlerin birbirleriyle olan parasal işlemler eski para ile yapılsın... Evlilik sözleşmelerinde bu para geçerli olsun... -Gazetelerde yazdığı gibi koltuk, kanepe, nevresim takımı, ikiz yatak, cüzdan, kemer, anahtarlık vs. yapımında falan kullanılsın... Dirisinin bir faydasını görmedik, ölüsünün görelim muhakkak... sağdan - soldan (Kadıköy sahilde Eren'in takıldığı restoranın tuvalet yazısı...) "-1 numara... Sıfırları önce biz attık..." (Eminönü'ndeki bir tablacı yazısı... Mecnun görmüş...) "-Waşinton portakal... Amerika'dan..." "İzmir Karşıyaka'da bir kasap dükkanı... Sibel-im possible'dan...) "-Yüzde yüz orijinal etler..." (Ümraniye durağındaki büfenin notu... Taşkın gönderdi...) "-Burdan geçen bütün otobüslerin numarası üzerinde yazıyor... Sormayın..." (Serap Öz'e annesinden gelen telefon mesajı...) "-Kızım telefonu bizde unutmuşsun, dönüp alın..." temelin yeri Temel kahvede otururken arkadaşları ona demiş ki; -Temel oğlun Dursun sigaraya başlamış... "-Dursun çok efendi çocuktur... Öyle şeyler hayatta yapmaz..." Ertesi gün Temel yine kahveye gitmiş... Köyden birileri koşarak gelip demiş ki; -Temel, senin oğlan sizin tarlada sigara içiyor... "Hayır inanmıyorum" demiş Temel, "Getirin benim dürbünü..." Bakmış dürbünle, sonra "Ula uşaklar" diye gülmeye başlamış; "-Orası bizim tarla değildir..." Ölümü göze almak... (Bu haftaki Pazar hikayesini Faruk Yar'dan dinliyoruz...) Bir kız ve bir delikanlı, bir motosikletin üzerinde 180 km. hızla gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor; Kız: Lütfen yavaşla, ben korkuyorum... Delikanlı: Hayır, bak ne kadar eğlenceli... Kız: Lütfen, lütfen, çok korkuyorum... Delikanlı: Peki, beni sevdiğini söyle Kız: Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla... Delikanlı: Şimdi de bana sıkıca sarıl... Kız delikanlıya sıkıca sarılır... Delikanlı: Kaskımı alıp, kendine takar mısın?... Başımı çok sıktı.. Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı: "Motosiklet Kazası; Motosiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı... Üzerindeki iki kişiden sadece biri kurtuldu..." Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti.... Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemişti. Sonra da kendi ölümü pahasına, kendi kaskını kızın takmasını ve hayatta kalmasını sağlamıştı. Gerçek aşkın anlamı da buydu...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.