Saddam nerede olabilir?

A -
A +

„Ölen Amerikalı askerlerden birinin üniformasını giyerek onlara katılmış olabilir... (Heykeli indirenlerden biri çok benziyordu) „"Katil, cinayeti işlediği yere geri döner" mantığı ile bütün Irak'ı köy köy dolaşıyordur... „91'deki savaşta Tahtalıköy'ü boylamıştır, vasiyetinde "Açıklamayın" demiştir, bu savaşı çıkaran dublörüdür... „Çatışmalarda kafasına sert bir cisim isabet etmiştir ve hâlâ baygın yatıyordur... "Ben kimim" diye kalkacaktır... „Diğer diktatörler gibi intihar etmiştir, ama değişik bir yöntem uygulamıştır. Boş silahla askerlerin üzerine giderek hayatına son vermiştir. Silahın boş olduğunu öldükten sonra gören Amerikan askerlerinin gözleri dolmuştur... „Hayatını film şeridi gibi gözünün önünden geçirmek için, doğduğu köy olan Tikrit'e gitmiştir... „Amerikalılar çoktaaan yakalayıp, Bush'un karşısına çıkarmıştır bile... Tek ayak üstünde bekliyordur... „Kendisine estetik yaptırarak Amerika'nın belirleyeceği yeni yönetime girmeyi başaracaktır... Sevebilme ihtimali... H Fenerli bir taraftarın duyguları... Soğuk duş etkisinde bir ön eleme maçında yoruldum Fenerli olmaktan Olmayan orta sahamda Johnson yarasıydı Lorant hocam Ben senin Şampiyonlar Ligi'nde puan alabilme ihtimalini sevdim. Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın kokoreç kokan yollarında Özlemeye başladım Avrupa'dan kupa alıp gelmeyi. ...Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki; adam gibi galibiyetleri özlemeye başladım sonra. Bizim Oğuz'larımız, Aykut'larımız vardı. Bir de eski şampiyonluklara bakıp ağlama imkanı. Sarı-lacivert renkli maraton sıralarında öğrendik şampiyonluk türküleri söylemeyi. Biz şampiyon oluyorduk, Beşiktaş ikinci. Cimbom'a ise kol saati. Koca koca harflerle umut ikliminde yazılar yazıyordu o zamanlar Ali Şen Sabah'ta, Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçe'yle. Abilerimizden öğrenirken FB harflerinden şekiller türetmeyi, Rüştü'nün koruduğu kaleye usul usul gol yağıyordu. ...Ve halı sahalarda oynamayı öneriyordu haber bültenleri. Spor programlarına jenerik olan Avrupa zaferim olmadı benim, İngilizler'i en kötü zamanında yenişimizi saymazsak. Samandıra'ya usul usul taraftar yağıyordu, ve haber bültenleri tesislerden çıkmamayı öneriyordu futbolculara. Ben senin Avrupa'da yenebilme ihtimalini seviyordum sunni teneffüs saatlerinde. Takım otobüsü seni hep hızla, perdeleri çekili götürüyordu tesislere. Ben senin için Avrupa zaferinden sonra Bağdat Caddesi'nde korna çalabilme ihtimalini seviyordum. Ben senin hiç olmazsa bir tur atlayabilme ihtimalini seviyordum. Ağustos sıcağı Kadıköy'e çekiyordu, tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini. Stada giriyordum... Yenilenmiş, pırıl pırıl koltukların çare bilmez fanatiği. Yanımızdan geçip giden Cimbom'la yarışıyordum Aziz Yıldırım'ın garantisinde. Gözyaşlarımın sesini, başına koyuyordum şarkılarımın listesinin. Sonra çıkıyordum staddan Kadıköy'den bizim eve giden ömrümün en uzun ömrümün en berbat ömrümün çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum. Çünkü sokaklarda Galatasaraylılar oluyordu, ağzı kulaklarında hatta enselerinde. Sicak bir Ağustos gecesi yoruldum Fenerli olmaktan. ...Ve olmayan orta sahamızda Johnson hatasıydı Lorant hocam. Ben seninle sadece Türk takımlarının bildiği 60 bin kişilik stadda, Ben seninle kupalara mistik ve demli bir çay kıvamında bakan bir Kadıköy sahasında galip gelebilme ihtimalini sevdim. Ben senin ligde gol atabilme ihtimalini sevdim. Uyanıp balığa gitsek mi ? Biliyorsunuz pek ciddi yazmıyorum... Ama bazı şeyler oluyor ki; insan iki kelime etmeden duramıyor... Kırılıyor insan... Savaş pratik olarak sona erip, Bağdat yolları daha güvenli hale geldikten sonra Irak'a hücum eden gazete ve televizyonlar; sanki en başından beri oradaymış süsü vermeye başladı bir iki gündür... Ayıp... Bilmiyorsanız bilin, biliyorsanız ezberleyin diye söylüyorum; Bizim savaş haberleri klişemizde olduğu gibi 23 gündür "Sadece Türkiye" ve "İHA orada..." Yani bu saatten sonra "Cephedeyiz" diye hava atmak, maçtan sonra pet şişe yığını haline gelmiş tribünleri görüntülemekten farksız... Ayıp... Kimseye ayıp olmuyorsa bile kaldıkları otelde ölümle burun buruna gelen arkadaşlarımıza ayıp... Tüm gelişmeleri dakika dakika gazetelerinize, televizyonlarınıza taşıyan İsmail Ballı'ya... Güzel oluyor değil mi plazadan Bağdat'ı yazmak... Maça gitmedenyorum yapmak... Çok ayıp... Temel'in yeri Temel, Dursun ve İdris detektif olmak için polis teşkilatına müracaat etmiş. Görevli polis, bunları bir odaya alıp ilk teste başlamış... İdris'e 5 saniye müddetle bir dosyadan çıkardığı resmi göstermiş ve "Söyle oğlum" demiş; -Bu bir suçlunun resmi, bu adamın bariz ne özelliği var?... Bunu ileride nasıl tanırsın?... İdris şöyle bir durmuş ve "Çok kolay" demiş, "Adam tek gözlü..." Görevli resme bakmış ve "Oğlum bu resim profilden, yani yandan çekilmiş. Tabii tek göz göreceksin..." Aynı resmi Dursun'a gösterip aynı soruyu sormuş ve "Bana bak" diye ilave etmiş, "Doğru dürüst bir cevap ver..." Dursun, "Bu adamı tanımak çok kolay" demiş, "Çünkü adamın tek kulağı var..." Adam "Oğlum" diye bağırmış, "Bu resim profilden dedik ya... Adamın suratının öbür yanını göremiyoruz. Onun için kaç gözü, kaç kulağı olduğunu bilemeyiz..." ...Ve Temel'e "Lütfen akıllı bir cevap vermeye çalış. Beni çıldırtma. Bu adamın bariz özelliği nedir, bu adamı ileride nasıl tanırsın" diye sormuş. Temel, "Bu adam lens takıyor" diye cevap vermiş. Görevli şaşkın şaşkın resme bakmış, ama adamın lens takıp takmadığını anlayamamış. Merak etmiş, adamın dosyasını açıp okumuş, dosyadaki bilgiye göre hakikaten adam lens takıyormuş. Temel'e hayranlık içinde, "Aferin be oğlum" demiş, "Doğru bilmişsin. Şimdi söyle bakalım, bu adamın lens taktığını resimden nasıl anlayabildin?..." Temel, "Çok kolay" diye cevap vermiş: "-Tek gözlü, tek kulaklı bir adamın gözlük takacak hali yok ya..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.