Sanatçılar, kendi ağızlarıyla yaşadıkları en komik hatıraları anlatmış... Kandemir Konduk da kitabında bunlara yer vermiş... AYDEMİR AKBAŞ Haldun Taner'in "Zilli Zarife" adlı oyununu oynuyorduk. Ben rol gereği salonun arkasından gelip sahneye çıkıyordum... Bir gece Bakırköy Akıl Hastanesi hastalarına oynarken yine arka kapıdan salona girdim. Sıram gelince yine her zamanki gibi salondan sahneye çıkmak için yürüdüm. Yürüdüm diyorum ama, yürüyemedim. Yolun kenarındaki koltukta oturan bir hasta ceketime yapışmış bırakmıyordu. Asıldım, zorlandım, imkansız... Bir türlü kurtaramıyorum. Sonunda eğildim: "-Bırak beni, bırak sahneye çıkıcam" dedim... Akıl hastası büsbütün belime sarılıp bağırdı: "-Olmaaaz... Buradan seyret... Hemşire Hanım tembih etti, sahneye çıkmak yook..." HALİT AKÇATEPE Tiyatrocu arkadaşlarla Ankara Gençlik Parkı'ndaki bir çay bahçesinde oturuyorduk. Bir yere telefon etmem gerektiği için ikide bir kalkıp karşıdaki genel telefona gidiyor fakat, telefondan ses gelmediği için tekrar gelip yerime oturuyordum... Gide gele iyice yorulmuş ve sinirlenmiştim... Sonunda garsona seslendim: "-Kardeşim bir de sen baksana, şu telefondan bir ses geliyor mu?..." -Peki Halit Ağabey, gidip bakayım. Garson koştu telefonun yanına gitti, ahizeyi kaldırmadan... Evet, hiç elini bile sürmeden telefona kulağını dayadı dinledi, dinledi, sonra oradan bana bağırdı: "-Yoo, hiç ses gelmiyor..." CÜNEYT ARKIN Polenezköy'de rahmetli Süreyya Duru ile Malkoçoğlu'nu çekiyoruz. Çekim başladı benim at deliler gibi koşuyor, dizginlere asılmama rağmen fırtına gibi gidiyor. Kamera açısından çıktığımız halde ben atı durduramıyorum. 120 ile giden bir araba gibi gidiyoruz. Çekim durdu ama, bizim durmamız mümkün değil. Derken tam kavşağı dönüyorduk, baktım karşı istikametten bir araba hızla üzerimize geliyor. Araba da çok süratli biz de. Bir an şoför mahalinde oturan yaşlı adamın dehşetle açılmış gözlerini gördüm. Vee biz o sıçrayışla arabanın üzerinden aştık. Araba bizim altımızdan geçti. Altımdaki yarış atı olduğu için kolaylıkla engel aşan bir at. Tam anlamıyla filmlerdeki gibi bir sahne... At hızını kesemeden doğru ahıra gitti. Ve telaşla aynı yere geri dönüyoruz. Ben merak içindeyim acaba bir kaza oldu mu diye, ne oldu diye. Olay yerine geldik, baktım araba durmuş içinden yaşlıca bir bey ve hanımı inmişler yol kenarında oturuyorlar. Adam bembeyaz olmuş tir tir titriyor. Ve söyleniyor: "-Bundan sonra bir daha içki içmiycem... Artık hayal görmeye başladım..." MUSTAFA ALABORA Müjdat (Gezen) ve ben eşlerimizden ayrılmıştık. Müjdat yalnız yaşıyordu. Ben de bir müddet onun evinde kaldım. İşte bu dönemde bir akşam ben mutfakta çoban salatası yaparken telefon çaldı. Müjdat açtı, kısa bir konuşma yapıp kapattı ve yanıma geldi. "-Mustafa, salataya sakın soğan koyma..." -Niye?... "-Şimdi tanımadığım bir kadın telefon etti, yanında bir kadın daha varmış, bizimle tanışmaya gelmek istiyorlarmış..." Eee, Müjdat haklıydı tabii, salataya soğan koymamak gerekirdi... Neyse, kısa bir süre geçti. Ben diğer yemeklerle ilgileniyorum. Birden kapı çaldı. Ben mutfakta olduğum için Müjdat kapıya gitti... Ve kapıyı açar açmaz, bana ordan seslendi: "-Mustafaa..." -Efendim?... "-Salataya soğan koyabilirsin..." Haklıydı Müjdat, çünkü gelen kadınlar çok çirkindi... BİZİMKİLER H Müşvik Abi, iki gün önceki "BATMAN SATILIK" manşetimizi yanlış anlamış, "Bunlar yakında Süpermen'i de satarlar" dedi... H Ercan, cep telefonuna Eminem'in son şarkısını yükledi... Melodi şöyle çaldı, "Oy oy Eminem, nedir bu güzellikler..." H Talip, imtihanları sabah olduğu için 5 senedir kaldığı Türk Dili dersini nihayet verdi, "İmtihan öğleden sonraydı ama zor yetiştim" diyor... H Çetin Abi, uzun zamandır spor salonundaki koşu bandına ters biniyormuş, "Ben de niye hiç etkisi olmuyor diye düşünüyordum" dedi... İBİBİK Dilimizi bozmayalım... Türkçe'mizi koruyalım... DEEERMİŞİM... HHH Yemek kültürümüzü AB normlarına uyduralım... Aman SAKATAT'a gelmeyelim... HHH Futbolcular ne kadar vergi veriyor bilinmez... TOP-SECRET yani... HHH Herkesin bir torpili olduğu bir ülkede, Neden DAYISAL LOTO oynanmaz... (İbrahim Ormancı Show) Temel'in yeri... Gazeteci Temel, kutlama gecesine arkadaşı Dursun'u da sokacak, görevliyi kandırmaya çalışıyor; "-Bu arkadaş basın mensubu, yazardır..." İçeriye almışlar ama Dursun'un beş çocuğu da kapıda bekliyor... Onları da kolundan tutup görevlinin karşısına çıkarmış; "-Arkadaş bunlar da deminki yazarın basılı eserleri..." Temel'in torunu olmuş; "Nasıl bir duygu" diye sormuşlar... "-Henüz kırk yaşında büyük baba olmak çok güzel... Ancak bir büyük anne ile evli olduğumu düşünmek garibime gidiyor..." Göz doktoru: "-Şu tablodaki harfleri okur musunuz?..." Temel: "-Siz bana okur musunuz?... Benim gözlerim bozuk da..."