Sizin yıldızınız kim?...

A -
A +

Turkcell "Sizin Yıldızınız Kim" yarışmasına oy vererek tüm zamanların birincisini seçebilirsiniz... İşte bizim adaylarımız; ADAY A -Dublörleri ve kendisiyle birlikte on kişi olup, tek bir iz bırakmayan Saddam diyorsanız; biri tuşlayın... ADAY B Saddam'ın kendisinden fazla direnen heykellerini yapan usta diyorsanız; ikiyi tuşlayın... ADAY C Gül'ün 4 ayda problemi bulamamasına karşılık, bir ayda suçluyu "basın" olarak gösteren Erdoğan diyorsanız; üçü tuşlayın... ADAY D Kaza yapıp eski sağlığını yakalamayan eşini boşayan Ergun Penbe diyorsanız; dördü tuşlayın... ADAY E Altı yıllık başkanlık tarihinde beş kez Galatasaray şampiyonluğu gören Aziz Yıldırım; beşi tuşlayın... ADAY F Hap içerek intihara kalkışıp, "balık yedim dokundu" diyen Esra Balamir diyorsanız; altıyı tuşlayın... ADAY G "Ömür boyu sürecek bir evlilik yaptım" diyen ve 3.5 ay evli kalabilen Ebru Gündeş diyorsanız; yediyi tuşlayın... ADAY H Bu evliliğin bitmesine canlı yayında zil takıp oynayan Seda Sayan diyorsanız; sekizi tuşlayın... ADAY İ Üflese içeriye girecek topu, taca atan ama Türkiye'nin en pahalı futbolcusu olmayı beceren İlhan Mansız diyorsanız; dokuzu tuşlayın... Temel'in yeri Temel yolda giderken bir çocuk görmüş ve çok sevimli bulduğu için sormuş; "-Senin adın ne bakayım?..." Çocuk tam söyleyeceği sırada, "Dur ben tahmin edeyim" diyerek sözünü kesmiş, ama ipucu olarak baş harfini söylemesini istemiş... Çocuk "Y" demiş... Temel saymaya başlamış... "-Yasin?..." Çocuk "hayır" anlamında başını salmamış. "-Yusuf?..." Çocuk yine başını sallamış. "Y" harfi ile başlayan tüm isimleri saymış, çocuk her seferinde başını sallamış... Temel iyice sinirlenmiş ve kız isimleri de saymaya başlamış, çocuk yine başını sallamış... İyice kızmış artık; "-Bilemedim... Ne lan senin ismin?..." -Yamazan... HHH Temel, karısının cenaze töreninde bulunluyordu. Tabut tam toprağa verilirken civardaki bir fabrikanın düdüğü ötmeye başlamış... Temel yanındakilere bir şey demeden şöyle bir doğrulmuş ve mezarlığın kapısına doğru yürümeye koyulmuş... Akrabalar gözlerine inanamayarak, "Ne o, bugün çalışacak mısın yoksa" diye sormuşlar. Temel gayet sakin cevap vermiş; "-Önce iş, sonra keyif..." Tarihlerle rakkâse Çıkarın kağıdı kalemi... Tansu Çiller; "AB'nin bize verdiği ev ödevlerini yerine getirirsek Gümrük Birliği'ne gireriz..." (14 Mart 1994) Bülent Ecevit; "AB'nin bize verdiği ev ödevlerini yerine getirirsek Helsinki'deki fotoğrafta yer alırız..." (14 Mart 2000) Abdullah Gül; "AB'nin bize verdiği ev ödevlerini yerine getirirsek müzakerelere başlayabiliriz..." (14 Nisan 2003) Film şeridi gibi... George Bush; "Saddam'ı uyarıyorum. Irak'ta terörist gruplar ve kimyasal silahlar var. Silahları temizlemek için gerekirse savaşırız..." (14 Şubat 2003) Tarık Aziz; "Bush yalan söylüyor. Bizde ne terörist gruplar, ne de kimyasal silahlar var..." (14 Şubat 2003) George Bush; "Esad'ı uyarıyorum. Suriye'de terörist gruplar ve kimyasal silahlar var. Silahları temizlemek için gerekirse savaşırız..." (14 Nisan 2003) Tarık Şara; "Bush yalan söylüyor. Bizde ne terörist gruplar, ne de kimyasal silahlar var..." (14 Nisan 2003) Başarının gerçek adı Ali Şen; "Aziz Yıldırım'a dedim ki, tesisleşmedeki başarı yetmez, sportif başarı lazım. Bir de senin başkan kalmak için gösterdiğin inada hayranım..." Aziz Yıldırım; "Ali Şen'e dedim ki, Sen Fenerbahçe'ye başkanken hangi tesisleri yaptın? Sportif başarı yetmez. Bir de senin yeniden başkan olmak için gösterdiğin inada hayranım..." Polis imdaaat... H Emniyet Genel Müdürlüğü sözcüsü Feyzullah Arslan 155'i çevirip, "Polis İmdat"a gelen ilginç telefonları bir kitapta toplamış... O kitaptan birkaç komik telefon; Adam karısından şikayetçi; "Bana yemek pişirmiyor..." Sarhoş meyhane kapısından telefon ediyor; "Çok içtim, şoför gönderin..." Delikanlı futbol hastası; "Abi maç kaç kaç bitti?..." Kadın, kuçağında çocuğu, 155'i arıyor; "Amcası, oğlum konuşmayı yeni öğreniyor, ona bir alo der misin?..." Adam, insanlardan vazgeçmiş eşeklerden şikayetçi; "Bizim, mahalledeki eşekler çok anırıyor, şunları susturun..." Kadın, özgürlüğüne kilit vuran kocasından şikayetçi; "Kapıyı kilitledi gitti, kurtarın..." Kılıbık kocanın, gizli kaçış planı; "Karım beni evden çıkarmıyor, bir telefon edin, beni karakola çağırın!" H Feyzullah Arslan, kitabında polislerin kendi arasında yaptığı telsiz konuşmalarına da yer yer vermiş; Merkez'den ekiplere: "-Filan yerde at arabasıyla hırsızlık yapıldığı ihbarı var..." Ekiplerden biri soruyor: -At arabasının rengi ne?..." "-At arabasının rengi mi olur, tahta rengi..." Bir bankaya bomba atmışlar, olay yerine giden ekip durumu özetliyor: "-Camlar hım hışır olmuş, kayda değer bir olay yok..." Merkez kimse anlamasın diye "kapalı" soruyor: -Malum yerde misiniz?... "-Malum yerden, malum yere seyir halindeyiz..." Bir süre sonra: "-Malum yerden, malum yere intikal ettik, malum şahısı, malum yerde gördük, malum şahıs, malum şekilde duruyor..." Bu kadar "malum" merkezin kafasını karıştırıyor; -Hangi malum şahıstan bahsediyorsunuz?... Bir caddede, içinde bomba olduğu sanılan bir paket var, "merkez" ekipleri uyarıyor: "-Çevre güvenliği alın, pakete dokunmayın, uzman ekip geliyor..." Biraz sonra: -Uzman ekibe gerek yok, paket boş... "-Nasıl anladınız?..." -Üzerinden kamyon geçti... Yonca Evcimik, stadyumda konser veriyor, Emniyet Müdür Yardımcısı konserdeki ekip amirine soruyor: -Konserde son durum nedir?... "-Efendim, henüz daha Aboneyi söylemedi..." Maaş farkı Maçka Engin Maaşların dağıtıldığı gün... Krizin doruğa çıktığı günler... Mustafa Abi, İstanbul dışına çıkacağı için, evdekilere lazım olur diye aldığı zarfı, komşusu Engin Abi'ye teslim ediyor... ...Ve tembih ediyor, "Senin evi tarif ettim, akşam kayın birader gelip zarfı senden alacak" diye... Üzerinde o günün parası "350 milyon lira" yazan zarfı koyuyor cebine... Kendi anlatımı ile "Çok güzel bir tartışma programı vardı" diye televizyon seyrederken, kapı çalıyor... Belki de hayatında ilk kez unutkan olmuyor ve sehpanın üzerine koyduğu zarfı, yarım yamalak açtığı kapının aralığından gelen adama, "İyi akşamlar" diyerek veriyor... Aradan birkaç gün geçiyor ve Mustafa Abi deplasmandan dönüyor... Havaalanından gazeteye geldiği için, biraz da işten erken çıkarak Engin Abi'yle beraber evin yolunu tutuyorlar. Engin Abi, zarfı teslim ettiği günü anlatıyor; "-Yahu Mustafa Abi, senin kayın birader amma hırpani... Biraz baksanıza çocuğa... Durumu kötüyse elbise melbise ayarlayalım..." "Engin deli misin sen" diye şaşırıyor Mustafa Abi, "Benim kayın birader satış temsilcisi... Onun gibi giyinen adam yoktur... Belki akşam eşofmanla falan gelmiştir..." Engin Abi iyi görmediğini düşünerek konuyu kapatıyor... Mustafa Abi'yi kapının önüne bırakıp eve gidiyor. Kapıdan girer girmez telefon çalıyor, Mustafa Abi; -Engin sen parayı kime verdin?... "-Kayın birader gelip aldı abi..." -Nasıl bir adamdı?... "-Yolda söyledim ya, hırpaniydi biraz. Kısa boylu, esmer, kara kuru bir adamdı..." -Oğlum benim kayın birader 1.90 boylarında, sarışın, mavi gözlü bir adam... Konuşma "ah"larla, "vah"larla sürüp giderken, Engin Abi parayı kime verdiğini hâlâ bilmiyor... Ama "dilencidir" diyenler çoğunlukta...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.